Göğsüne giren ağrı farklı, bilirsin.
Bilirsin çünkü en önemli derslerden birinin ortasındayken gözlerin dalar ama hatıranın izi yoktur, çok sevdiğin bir yemekle dolu tabağının yarısına ulaştığında doyduğundan değil, içinde kaybolduğundan oynamaya başlarsın çatalınla; gecenin bir yarısı uyanırsın çünkü pencerenden üzerine düşen ayışığı daha da hissedilebilir kılar göğsündeki ağrıyı.
Bilirsin. Göğsüne giren ağrı farklı.
Lafını unutturur, susturur, yutturur. Gözünü kör eder, ışıkları kapar, kapıları kilitler. Göğsüne giren ağrı farklı.
Ama hatırası hangi delikte saklı?
Birinin büyüsü altında olmakla ilgili tartışma konusu olamayacak kadar kesin bir şey var: Çıkış yolunu asla bulamıyorsun. Adını, öğrendiğin an zihninin karanlık, kuytu köşelerinden duyuyorsun; gözlerinin rengi bir anda her yerde aradığın ton hâline geliyor, kokusunu şişeleyip raflarca stok yapmak istiyorsun, yastığını çöpe atıp mümkünse göğsünü yerine kullanmak istiyorsun. Hiçbir battaniye, seni onun kollarının tuttuğu kadar Sıcak tutmuyor; hiçbir yer, seni onun ayak bastığı yerler kadar güvende hissettirmiyor.
En azından, bir gün başıma gelirse diye ne olacağını kitaplardan öğrendiğim ama çoktan unuttuğum satırların, gözümün önüne gelmesinin bir kıyamet alameti olduğunun bilincindeydim.