Eğer kişi yaşamı oluşturan bu alanlarda ne yapmak ve nasıl yaşamak istediğinin farkındaysa, yani değer ve idealleriyle ilişki içindeyse ve yaşamını bunlara dönük yaşıyorsa, davranışları ve konuşmaları bu ideal ve değerleriyle uyumluysa, o zaman genellikle kendini iyi hisseder ve mutlu olur. Eğer istek ve idealleriyle teması kesilmişse ya da bunlara uygun bir hayat yaşamıyorsa, o zaman da genellikle kendini kötü hisseder ve mutsuz olur.
O zaman kısaca şöyle diyebiliriz: Ruhsal olarak sağlıklıysak, yaşamı anlamlı bulmayı sürekli değilse de çoğunlukla bir şekilde başarırız. Ama eğer yaşadığımız yoğun ve şiddetli bir sorun varsa otomatik olarak, yaşam anlamsız gelmeye başlar. O halde asıl olan, bu soruna ilişkin bir şeyler yapmaktır.
Şark meselesi, gösterildiği gibi bir insanlık ve Hıristiyanlık meselesi değil; tersine, bir nefret ve çıkar sorunudur. Türk devletinin içişlerine yapılan müdahaleler hep buna dayanmaktadır. Gerçekten de Türk devletinin, Türkler de içinde olmak üzere, bütün uyruklarına iyi davranılmasını sağlayan düzenli bir yönetim kurmayı başardığını öne sürmek bir cürettir. Fakat bu konudaki hatayı yalnız Türklere yüklemek de doğru değildir. Rusların Yahudilere, Müslümanlara ve hatta Çarlık rejiminin baskısına karşı gelen Hıristiyanlara yaptıkları vahşet her ne kadar insanlık hislerini ayağa kaldırıyorsa da, Avrupa'nın insanlıksever diplomatları bu konuda en küçük bir söz söyleme cesaretini gösteremediler. Rusya hakkındaki en ufak bir şikâyetin savaşa yol açacağını biliyorlardı; bunun için susmayı tercih ettiler. Özgürlüğün koruyucusu rolünü takınan, İnsan Hakları Bildirgesi'ni yayımlayan Fransa vahşi ve baskıcı Çarlığa her türlü yardımda bulunmaktan utanmadı ve 1871 savaşından sonra, bu baskıcı devletle bir işbirliği antlaşması bile yaptı. Almanya'ya karşı güçlü bir Rusya kurulacaktı. Çarlığın baskısı sağlamlaştırıldı. Rusya'nın Türk yenileşme girişimlerine karşı çıkardığı engellere göz yumuldu. Türkiye'nin yeni düzenlemeler yapması hiçbir zaman istenmedi. Antlaşmalarda adı geçen yeni düzenlemeler, nitelik yönünden birer müdahaleden başka bir şey değildir. Bir devletin yönetiminde gelişme ve yenileşme, onun siyasi ve iktisadi bağımsızlığına bağlıdır.
Avar harp sanatı Bizanslılara da tesir etmiştir. Bizans İmparatoru Heraklios ordusunu ancak Avar usûlüne göre teşkilatlandırdıktan sonra, Sâsânîlere karşı galip gelebildi. Yani, bu devirde Bizans ordusu giyim ve silâh bakımından tamamen Avarlara benzemekte idi. Ayrıca adı geçen bu imparator Tactica adlı eserinde teferruatlı bir şekilde Avar ordusunun harp tekniklerinden ve askerlerinin giyiminden bahseder.