tüm çantalarını alıp yanımda durdu. saatlerdir onun yanında oturuyor olmama rağmen bu, garip bir şekilde daha farklı hissettirdi. aramızda bir bağ var gibiydi ve ona daha fazla yaklaşma konusunda kendime engel olamıyordum, sanki ona daha çok çekiliyor gibiydim.
sokak lambalarının altındayken bile iyi görünüyordu.
şapkasını tekrar arkaya doğru çevirmişti ve gözleri -rengini hâlâ tam olarak ayırt edememiştim- tereddütle bana bakıyordu. alt dudağını yalamak için dilini dışarı çıkardığında, hızlı bir soluk alarak gözlerimi dudaklarına çevirdim.
nefesimi tutmuş, bekliyordum.
bekliyordum...
istiyordum...
sanırım... sanırım beni öpmesini istiyordum.
bana yaklaştığında parmak uçlarımda yükseldim.
hazırdım. istekliydim.

sokağın hemen yukarısından çığlık sesi geldiğinde, yapmamamız gereken bir şey yaparken yakalanmışız gibi irkildik.
yolun aşağısından gelen ambulansın sesiyle de an tamamen bozuldu.
"ah, dinle harper, ben-"
elimi sallayarak bir adım geri çekildim. "bunu garipleştirmeyelim, tamam mı?"
gülerek, "gayet makul," dedi ve elini bana doğru uzattı. "beni öldürmediğin için teşekkürler."
içime yayılan sıcaklığı görmezden gelmeye çalışarak elini sıktım. "beni kaçırmadığın için teşekkürler."