mila

mila
@milafaxz
‧₊˚ ⋅♡𓂃 ࣪ ִֶָ 🪽. “i am home, when i flick the pages.”
tüm çantalarını alıp yanımda durdu. saatlerdir onun yanında oturuyor olmama rağmen bu, garip bir şekilde daha farklı hissettirdi. aramızda bir bağ var gibiydi ve ona daha fazla yaklaşma konusunda kendime engel olamıyordum, sanki ona daha çok çekiliyor gibiydim. sokak lambalarının altındayken bile iyi görünüyordu. şapkasını tekrar arkaya doğru çevirmişti ve gözleri -rengini hâlâ tam olarak ayırt edememiştim- tereddütle bana bakıyordu. alt dudağını yalamak için dilini dışarı çıkardığında, hızlı bir soluk alarak gözlerimi dudaklarına çevirdim. nefesimi tutmuş, bekliyordum. bekliyordum... istiyordum... sanırım... sanırım beni öpmesini istiyordum. bana yaklaştığında parmak uçlarımda yükseldim. hazırdım. istekliydim.  sokağın hemen yukarısından çığlık sesi geldiğinde, yapmamamız gereken bir şey yaparken yakalanmışız gibi irkildik. yolun aşağısından gelen ambulansın sesiyle de an tamamen bozuldu. "ah, dinle harper, ben-" elimi sallayarak bir adım geri çekildim. "bunu garipleştirmeyelim, tamam mı?" gülerek, "gayet makul," dedi ve elini bana doğru uzattı. "beni öldürmediğin için teşekkürler." içime yayılan sıcaklığı görmezden gelmeye çalışarak elini sıktım. "beni kaçırmadığın için teşekkürler."
Sayfa 48·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
evin kalabalık olmayan bir yerine ulaştığımızda, boş bir sandalyeye oturup harper'ı kucağıma çektim. maskemi çıkarıp bir elimi saçlarımda gezdirirken, "sana bir sorum var," dedim. harper somurttu. "önceden daha sevimli görünüyordun." "bunu söylememişsin gibi davranacağım." gözlerini devirdi. "soru neydi?" "açılış maçında sana verdiğim sopayı ne yaptın?" dişlerinin arasından havayı içine çekerek yüzünü buruşturdu. "ah... ben onu... sanırım başkasına verdim?" "verdin mi, vermedin mi? çünkü kulağa soru soruyormuşsun gibi geldi." "verdim." tekrar suratını buruşturdu. "sana kızgındım ve onunla ne yapacağımı bilemedim, o yüzden bir çocuğa verdim." "en azından sopaya hiç *baktın* mı?" "yani, baktım. ama çok yakından değil. neden?" "üzerine telefon numaramı yazmıştım." gözleri büyüdü ve eliyle ağzını kapattı. "yazmadın." "evet, yazdım. ve bil bakalım bu sabah beni kim aradı? sekiz yaşındaki jonathan lucas kyler. bayan mccarthy'nin sınıfında ve bir gün nhl'de defans oyuncusu olacak." gülerek, "kes şunu," dedi. "ah, dahası da var. kedileri köpeklere tercih ediyor -bu konuda neden yanıldığı hakkında uzun uzun konuştuk- ve pizzasında biber seviyor. ketçap sevmiyor -kutsallığa aykırı bir şey daha- ve en sevdiği çizgi film adventure time'."
Sayfa 238·Kitabı okudu
kahrolası hokey oyuncuları ve batıl inançları. bazılarımız maçlardan önce kendini sopasına bantlardı. bazıları buzdan en son çıkan kişi olmak isterdi. bazılarının da uyması gereken özel rutinleri vardı. hepimizin kendine göre bir inancı vardı. doğrusu, harper sayesinde sayı yaptığımda bir an için benim de aklımdan geçmişti çünkü hayatımdaki tek değişiklik oydu. belki... belki de o, benim uğurumdu.
Sayfa 172·Kitabı okudu
"vane!" "darling?" vane'in sesi tepemde boğuktu. "hâlâ benimle misin?" cevabım yavaş ve neredeyse anlaşılmazdı. "sanırım." beni bir yatağa yatırdı. oda karanlık ve sıcaktı. tıpkı onun gibi kokuyordu, karanlık yaz geceleri ve ezilmiş amber çiçeği gibi. geri çekilmeye başladığında gömleğine yapıştım. "gitme." bir an gidecekmiş gibi oldu. ne de olsa benden nefret ettiğini düşünüyordum ama bu neden şu anda onun yatağında olduğumu ve neden peter pan'e karşı geldiğini açıklamıyordu. sonunda bana, "kenara kay," dedi ve bedenim ağrımasına rağmen onun dediğini yaptım. yatak vane'in ağırlığının altında çöktü ve sonra beni kollarının arasına alıp göğsüne yasladı. kulağım göğsündeyken kalbinin düzenli atışlarını duyuyordum. kendimi hiçbir zaman şu anda hissettiğim kadar güvende hissetmemiştim ve bu konudaki hislerim karmaşıktı. bu bende ağlama isteği uyandırıyordu. "neden bunu yaptın?" diye sordum sesim titreyerek. "soru sormayı bırak ve dinlen," dedi. "neden vane?" kolunu etrafıma doladı, parmaklarıysa sağlam bir şekilde belimdeydi. "çünkü yapmam gerektiğini hissettim, çünkü yapabilirdim."
Sayfa 172·Kitabı okudu
"insanlar aslında seni tamir etmeyi umursamıyor. sadece kırık parçalarını standartlarına uyana kadar şekillendirmek istiyorlar. pürüzsüzleştirip daha az keskin yapmaya çalışıyorlar ki kırık parçaların onlara batsa bile çok derin kesik izi bırakmasın diye. ama onların da senin kadar kırık parçaları var."
Sayfa 59·Kitabı okudu