"hiç söylemedim ancak..." diyerek masanın üzerinde birleştirdiğim parmaklarımla oynamaya başladım. "adamlara karşı beni koruduğun için teşekkür ederim."
şefkatle gülümseyerek, "seni korumayacağımı mı düşünüyorsun?" dedi. "başına bir iş gelse ailenden sonra en çok üzülen ben olurum, mahira. başımıza sürekli iş açan, yaramazlıkları bitmeyen bu kıza zarar gelirse kahroluruz."
tereddüt etmeden, "sen de ailemsin," dedim. sancak abinin yeri her zaman özel olacaktı.
beklemiyormuş gibi, "ne?" dedi.
"ailemsin," dedim yeniden.
"ailenim," diyerek şefkatle gülümsedi ve göz kırptı.
duygulanmıştım. gözlerim dolmuştu. burnum akmaya başlayınca, elimin tersiyle burnumu silip gülümsedim. "biliyorum," dedim zorlukla konuşarak. "bu yüzden daha dikkatli olacağım."
"anlamana sevindim, güzelim," dedi. ayağa kalkarak elini uzattı ve gülümsedi. gözleri ay ışığında parlıyordu ve korumacı göğsü her nefes alıp verdiğinde şefkatle yükseliyordu. "şimdi en sevdiğin jelibonlu dondurmadan yemeye gidelim mi?"
uzattığı eline bakarken, kalbim göğsümden fırlayıp kanatlanacak gibiydi. daha önce elini tutmadığımdan değildi ama bedenimdeki heyecan gittikçe artıyordu.
"tutmayacak mısın güzelim?"
hafif kısık, derinden gelen sesi yutkunmama sebep oldu. elimi uzattığımda zaman kaybetmeden, elimi avcunun içine alarak bedenini kendine doğru çekti.
göğsümün göğsüne çarpmasına saniyeler kala durup başımı yukarı doğru kaldırdım. ela gözleri kirpiklerinin altından muhteşem görünüyordu.
"gerçekten mi?"
bakışlarını benimkilerden ayırmadan dudağının tek kenarı havaya kalkacak şekilde gülümsedi ve başını salladı. "gerçekten güzelim," diyerek kolunu omzuma attı ve bedenimi sıcak göğsüne yasladı. "abine mesaj atalım da gelip bize katılsın. sonra kıskançlığından ayılıp bayılmasın."
kaşlarımı yalandan çatarak,