"Kötü yüzün de mi var?"
"Herkesin vardır."
"B-benim yok."
Yutkunup bana yalancı demesini bekliyorum. Neden inanacak ki bana? Ama Serkan Çelik gülerek "Sen herkes değilsin," diyor.
"Bu şehri seviyorum."
Çünkü sen buradasın.
"Anlamsız."
"Soruların kadar değil."
Serkan Çelik gülüyor. "Tamam, sen kazandın. Film izler misin?"
"Bazen."
"Sevdiğin filmleri düşününce aklına gelen ilk şey?"
"Ağlamak."
"Biliyor musun Tolga, bugün ilişkimizin dördüncü günü ve sen midemi bulandırmakta ısrarlı bir tutum sergilerken sabrım giderek taşıyor."
Kaşlarını çatıp bileklerimi daha sıkı tutuyor. "Mideni bulandırmak mı?"
"Aynen. Bu kadar iğrenç olma. Öz güven problemin falan mı var? Kızların peşinde koştuğunu-"
Kafasını resmen ağzıma sokuyor. Oha! Tiksinerek bana değen alnından kurtulmaya çalışıyorum, sonunda beni bırakıp aramıza bir milim mesafe koyuyor. İğrenç adam! Beni susturmak için kafasını kullandığına inanamıyorum!
Yollar uzasın, sonsuza kadar sürsün istiyorum. Kutay telefonumu karıştırıp sevdiği iki şarkıyı daha açtığındaysa zamanın yine gündelik hızını sürdürdüğünü fark ediyorum. İç çekerek evin önünde yüzüne bakıyorum. Ne ara eve geldik? Ne çabuk!
"Şarkılarını sevdim."
Bana varla yok arası bir tebessüm armağan ediyor. Olduğum yerde sevinç çığlıkları atmak yerine sadece gülümsüyorum. Kalbim gülüşüne karşı o kadar savunmasız ki!