İbni Sina aynı zamanda kazanılan kasri meyilin süreklilik taşıdığını ve ortamın dirençsiz olması halinde hareketin tükenmeyeceğini ve adeta sonsuza kadar devam edeceğini belirtmiştir.Bu olağanüstü bir öngörüdür ve 11. yüzyılda yaşayan bir bilim adamı olmasına karşın İbni Sina'nın 18. yüzyıl fiziğinin ancak temellendirebildiği bir ilkenin yani eylemsizlik ilkesinin temelini atmasını sağlamıştır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İbni Sina'ya göre bir nesne fırlatıldığında fırlatıcıyla fiziksel bağı ortadan kaldırdıktan sonra bir süre daha yol almasının nedeni ortama aktarılan kuvvet değil nesneye kazandırılan hareket etme isteğidir. Böylece hareket ettirici kuvvetin nesneye kazandırıldığı veya depolandığı yeni bir anlayış geliştiren İbni Sina'ya göre bu hareket etme İsteği veya özgün adıyla kasri meyil nesnenin özelliğine göre farklılık göstermektedir. Yaptığı gözlemlerden hareketle Ibni sinyaya göre ağır nesneler daha fazla kasri meyil kazanmaktadır.
Bir asteroidin yönünü değiştirerek dünyaya çarpmasını engelleyebilir miyiz? NASA'nın DART görevi ile yakaladığı başarıya bakılırsa ihtimal yüksek ama gezegeni bu şekilde savunabileceğimizden emin olmak için ESA'nın yakında fırlatacağı Hera görevinin sonuçlarını beklemeliyiz.
Henüz kabul görmüş bir kuantumun Kütle çekimi teorimiz olmasa da bazı geçici teorilerimiz var. Bunların arasında önde gelenler ise "halka kuantum kütle çekimi" ve "sicim teorisi". ilki uzay zaman dokusunun küçük halkalardan oluşan bir ağ halinde örüldüğünü öngörüyor. İkincisi ise parçacıkların aslında titreşen sicimler olduğunu varsayıyor.
Fiziksel dünyaya dair bilgilerimizde göze batan bir boşluk var: Kabul gören teorilerimizin hiçbiri kütle çekimini kuantum doğasını tanımlamıyor. Oysa fizikçiler evrenin ilk zamanları ve kara deliklerin derin iç kısımları gibi ekstrem durumları açıklamak için bu kuantum doğasının gerekli olduğunu düşünüyor. İşte bunları anlamlandırma ihtiyacımıza "kuantum kütle çekimi" problemi diyoruz.