• ANADOLU DEDİ Kİ

    Kargalar, sülükler, itler uyandı
    Uyan öz yurdunda garibim uyan.
    Gün kuşluk yerine vardı dayandı
    Uyan uyutulmuş sahibim uyan.

    Dâvâlar uykuda, düşte kalmasın
    Öze in, emekler dışta kalmasın
    Umutlar tufanda, kışta kalmasın
    Uyan kurtarıcım, tabibim uyan.

    Fatih’çe, Yavuz’ca sevdalan gene
    Bayrak ol, her yerde dalgalan gene
    Ya gazi olasın, ya kurban gene
    Uyan şehadete talibim uyan.

    Anadolu Türk’tür, Türk’ündür elbet
    Yağsın ezanlardan nur demet demet.
    Minareler kalem, gökyüzü senet...
    Uyan bağrı yanık kâtibim uyan.

    Sene bin yetmiş bir, bir Cuma günü
    Sevmişim, bağrıma basmışım seni.
    Dev-piçler düşmana satmadan beni
    Uyan alınyazım, nasibim uyan.

    Ölüce uykular size reva mı?
    İhmaller, korkular derde deva mı?
    Türk-İslam dâvâsı basit dâvâ mı?
    Uyan Hâkkı’m, Ali’m, Habib’im uyan...

    ABDURRAHİM KARAKOÇ
  • Yolumu aç ve doldur kadehimi

    Unut suçu

    Çünkü ben geride bırakıyorum serzenişi

    Çocukluğumdan beri ey Bağdat,

    Gözlerin gözlerimde uyuyan iki yıldız...

    Kaçırma gözlerini yüzümden

    Çünkü sen benim aşkımsın

    Masamı bezeyen güllersin,

    İçinden hayat içtiğim kadehsin

    Yeniden sana dönüyorum Bağdat,

    Geminin limana döndüğü gibi yorgun

    Ve yaralarımı elbiselerimin altında saklayarak

    Yuvasına konan bir kuş gibi indim aşağı

    Şafak parlıyordu minareler ve kubbelerle

    İpek bir kaftanın kanatlarında uçtum

    Zeynep ve Rabab'ın örgüleri çekti, taşıdı beni

    Yaralama elimdekini

    Çünkü hasretim,

    Katlanabileceğimden de uzun sürdü

    Tutkunun kitabından ne söyleyebilirim ki sana

    Bin kitap yetmez

    Seni ne çok sevdiğimi anlatmaya
  • Şehâdet ile düşerken minareler toprağa, 
    Tekbir ile omuz verip kaldırdık gökyüzüne birer birer. 
    Ne yardan geçtik, ne serden geçtik. 
    Törede ne varsa inandık hak ölçülerine, 
    Vurduk kıstasa kırdık zincirleri 
    Cuma gecelerinin Yasin'leriyle sohbet eyledik. 
    Gidenlerin, şehitlerin ardından. 
    Ağladık düşmana göstermeden 
    Kayaların yosun tutan taraflarında, 
    Hıçkırıklarımızı rüzgara vermedik ki 
    Yadeller, namerdler duyup da sevinmesin diye. 
    Bir gün pusatlandık sevda mavzerini 
    Yaşayamadık, sevdalarımızdan vazgeçtik. 
    Doyasıya seyredemedik yarin hilâl kaşını, 
    Gözlerine bakmaktan çekindik belki de. 
    Lakin zifiri zindan odalarda karanlığı yaşarken, 
    Ak kılı çekip aldık, ak sütün içinden. 
    Derdimizi açtık kara gecelere, nemli duvarlara, 
    Ak duvarlara anlattık derdimizi 
    Garibim duvarlar öyle dinlediler bizi. 
    Niye sustular onu da bilemedik. 
    Sonra döndük kara gecelere , ak duvarlara 
    Üzüldük derdimizle üzüldü diye. 
    Bir gün bir seher vaktinde, 
    “Es-selatü hayrün min’en nevm” derken ezanlar” 
    Sevdaların kutsaliyetine el kaldırdık. 
    Af diledik âlemlerin Rabbinden. 
    Minberlerde dinledik, sevdaların en yücesini. 
    Cami duvarlarında satıldık, 
    Ucuzlar, soysuzlar tarafından 
    Hilâl gecelerinin töreleriyle avunduk her zaman. 
    Destur alırken Hoca Ahmet Yesevî’den, 
    Alparslan’a Sarı Saltuk, Kayı’dan Osman Gazi, 
    Şeyh Edebali, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine, 
    Akşemseddin’in kutsaliyetini düşünüp durduk her zaman. 
    Âleme nizam dedik, yaren tuttuk kendimize, 
    Niceleri yol dostu olmuş bize, 
    Sonra yine biz kaldık bu Allah’ın davasında, 
    Bu imân davasında, bu vatan, bu bayrak davasında, 
    Sonra yine biz kaldık sevdiklerimizle beraber. 
    Senelerce dert sofrasından bal yedik ekmeksiz. 
    Eğilmedik, kırıldık defalarca, 
    Allah’ın davasıdır dedik ve diyet istemedik. 
    Erkekçe öldük, yiğitçesine öldük, 
    İpe giderken satmadık sevdiklerimizi 
    Kaldırdık Hilâl Sancağını, yaşadık Bozkurt Töresini.

    Aşık Safai
  • tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
    kiliselerin çanları sağır…
    minareler kısa…
    dekolte doktrinler giyinmiş abdal…
    geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş
    sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle, bulanmışlar
    nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle
    süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere
    darılmışım, sıçramışım ve gelmişim Janya, sızlayışlarıma
    vokalistlik yapsana
    (dağ keçisi kavmine uyku haramdır)

    antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden,
    içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar
    yapıyor, buğdayî hasretler, acılar değirmeninde, bir an olsun dinmiyorlar,
    filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor
    öldüğüm zaman, aahhh… yazık Janya, yüreğim ağzımdan
    çıkacak oluyor kahırlardan…

    kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden
    sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın
    kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde
    sahte bir peygamber, yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet
    etmedi beni cemaatine, kahpe bir melek kucak açmadı,
    yılanlar bile aforoz ederlerdi beni sürülerinden, kulsuz bir tan-
    rı kadar bir başıma kalırdım, şeyhi ve müridi olduğum mezhepler,
    çarmıhlarda beni yaratırdı, gözlerimi veronikanın kanlı mendi-
    line her sürdüğümde, pas-
    lı bir hıçkırıkla, kurtlar gibi uluyordum hep, deliliğin ustası (olarak) kaldım,
    hoyrat et senden bir titreyişlik ruh ister,
    kılıç(lar) deliliğinde bir bakış ister,
    ağzına kadar mezar yerlisi (olan) ben
    sığamıyorun Janya
    sığamıyorum evi yıkılasıca
    mezarlara sığamıyorum ha!!!

    alnında yazılı olan kader değil, ömrümün hikâyesinin
    sonesidir, sesim acıyor, şöyle koca ve harab olmuş bir sesle
    adını haykırmakla doyasıya rahatlatamadım yüreğimi, bembeyaz bulutlardan
    bir oluk şiir sağıyorum kuşları için gözlerinin, keşke
    Janya ihtişamlı inancını taşıyabilseydim, keşke kuzum
    senden başka hiçbir dertle bozmasaydım tadını aklımın,
    kedersizce seni omzuma alıp çarşı pazar dolaştırsay-
    dım, nergiz ve nesrinlerin balkonlarında, ağzını dili-
    min zindanı edebilseydim
    ama tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
    ben medet haykırışı devrinin bir işareti,
    savaşlarda mızrakların hedefi
    başı top, gözü bilye, karnı deşik

    buyur Janya öldürebilirsin artık kendini!…

    Renas Jiyan
    Çeviri: Kamuran Demir
  • Elimde tüfenk, gönlümde iman,
    Dileğim ikidir: Din ile vatan...
    Ocağım ordu, büyüğüm Sultan,
    Sultan'a imdad eyle Yarabbi!
    Ömrünü müzdad eyle Yarabbi

    Yolumuz gazadır, sonu şehadet,
    Dinimiz ister sıdk ile hizmet,
    Anamız vatandır, babamız millet,
    Vatanı mamur eyle yarabbi! .
    Milleti mesrur eyle Yarabbi!

    Sancağın tevhid, bayrağım hilal,
    Birisi yeşildir, ötekisi al,
    İslam'a acı, düşmandan öc al,
    İslam'ı abad eyle Yarabbi!
    Düşmanı berbad eyle Yarabbi

    Din ile yurd için ordular şehid,
    Ocağı tütsün, sönmesin ümid,
    Şehidi mahzun etme Yârabbi!
    Soyunu zebun etme Yârabbi!

    Kumandan, zabit, babalarımız.
    Çavuş, onbaşı, ağalarımız.
    Sıra ve saygı yasalarımız.
    Orduyu düzgün eyle Yârabbi!
    Sancağı üstün eyle Yârabbi!

    Minareler süngü, kubbeler miğfer,
    Camiler kışlamız, müminler asker,
    Bu ilahi ordu dinimi bekler,
    Allahu Ekber, Allahu Ekber.
    Allahu Ekber, Allahu Ekber.
  • sen yoksun
    deniz yok
    yıldızlar arkadaşım
    ya bu gece harikalı bir şeyler olsun
    yahut bir bomba gibi
    infilak edecek başım

    ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
    istanbul minareler odamda gibi...
  • Eğer 717'de Müslümanlar,Konstantinopolis'i almayı başarsalardı,devasa kale duvarlarına rağmen,Avrupa bugün katedral ve çan kuleleri yerine camiler ve minareler ile dolu olurdu.