minaulger

minaulger
@minaulger
CBU-İktisat |
İzmir
İzmir, 20 Aralık
25 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
BİZ YENİ YILA HAZIRIZ🎄☃️🥳
1000Kitap
Reklam
HALİL İNALCIK ESERLERİ ÖNERİLERİM
📘 Devlet-i Aliyye (4 Cilt) “Osmanlı, tarihin herhangi bir köşesindeki sıradan bir hanedan değil, dünya düzeni kurmuş bir siyasî organizasyondu.” Bu seriyle Osmanlı’nın sıradan bir imparatorluk olmadığını anladım. Her cildinde ayrı bir dönem, ayrı bir devinim ve belgeye dayanan bir anlatı var. Okurken notlar aldım, düşündüm, bazı cümleleri defalarca okudum. Çünkü her satır, tarih yazımıyla büyümenin ne olduğunu gösteriyordu bana. ⚖️ Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adalet “Adaletin mülkün temeli olması, yalnızca bir söz değil, Osmanlı’nın varlık sebebidir.” Bu kitabı elime aldığımda hukuk fakültesi hayalimi yeniden düşündüm. Osmanlı’da hukuk sadece düzenin değil, toplum vicdanının da temsiliymiş. Halil Hoca’nın bu yönü, bana adalet kavramının zamanlar üstü olduğunu hatırlattı. 🏛 Kuruluş – Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak “Tarih, fetihle değil, zihniyetle kurulur.” Bu cümle içime işledi. Osmanlı’nın kuruluşunun anlatıldığı bu kitap, bana neyin ‘kurucu değer’ sayıldığını, mitlerle değil belgelerle düşünmenin önemini öğretti. Bilinen kalıpların dışına çıkmayı bu kitapla öğrendim. 🕌 Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar “Fatih, yalnızca bir fatih değil, aynı zamanda bir hukuk ve bilim insanıdır.” Tarihin en çok ilgimi çeken figürlerinden biri olan Fatih’i daha yakından tanımamı sağladı. Onun kişiliğinde bir devleti değil, bir medeniyet anlayışını keşfettim. Halil Hoca bu kitapta belgelerle konuşuyor; ben de satır aralarında Fatih’in zihnine tanıklık ediyorum. 🎻 Has Bahçede Ayş u Tarab – Osmanlı’da Eğlence “Saray, yalnızca idarenin değil, aynı zamanda sanatın ve zevkin de mekânıdır.” Tarihi hep ciddi, savaşlı ve politik yönleriyle okurdum. Bu kitapla birlikte eğlencenin, müziğin, günlük yaşamın da tarihsel belgelerle izlenebileceğini gördüm. Osmanlı’nın
1000Kitap
TARİHİN KUTUP YILDIZI: HALİL İNALCIK'I ANMAK
Tarih dediğimiz şey, sadece olmuş bitmiş olaylar silsilesi değildir. Onu anlamlı kılan, doğru okuyabilmeyi sağlayan bir bakış açısı, bir bilgi disiplini ve en önemlisi de bu alana ömrünü adamış insanlar vardır. Benim için Halil İnalcık, tarihin o derin dehlizlerinde pusulam olmuştur. 1916 yılında İstanbul’da doğan Halil İnalcık, 20. yüzyılın en büyük tarihçilerinden biri olarak yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da saygın bir isim haline gelmiştir. Özellikle Osmanlı klasik dönemine dair çalışmaları, arşiv belgeleriyle ortaya koyduğu yöntemsel titizliği ve tarihçilik anlayışı ile akademik dünyada çığır açmıştır. Chicago Üniversitesi’nden Cambridge’e kadar dünyanın pek çok köklü kurumunda Osmanlı tarihini anlatmış, Osmanlı’yı yalnızca “bir imparatorluk” değil, bir medeniyet olarak görmemizi sağlamıştır. “Tarihçiliği, arşivlere eğilmeden yapmak, gökyüzüne bakıp hava durumu tahmini yapmaya benzer.” diyen bu büyük bilge, bize tarihçiliğin yalnızca anlatmak değil, anlamak ve doğru anlatmak olduğunu da öğretti. Benim için Halil İnalcık yalnızca bir tarihçi değil, bir öğretmendi. Onun satırlarında, kelimelerinde bir disiplin, bir duruş ve bir vakur sadelik vardı. Bugün onu, sessizce kitaplarının tozlu sayfalarını çevirerek değil; kalbimde hissettiğim hayranlıkla, onun bıraktığı mirası bir nebze olsun yaşatarak anmak istedim. İnalcık Hoca’nın dediği gibi: “Tarih, geçmişin bilgisi değil; geleceğe ışık tutmanın sorumluluğudur.” Ve biz o ışığı, ondan sonra gelenler olarak taşımaya devam edeceğiz. Saygı ve rahmetle… Halil İnalcık
1000Kitap
BEBEK KATİLİNİN VİDEOSU SESSİZLİĞİN BEDELİ
Sözde bırakılan silahlar, gerçekte kuşanılan maskeler… 26 yıl sonra gelen bir video mesaj. Sözde bir “barış” sahnesi hazırlanıyor. Kameralar, ışıklar, reji… Hatta eleştirmenleri bile hazır. Ama sahnede oynayanlar da, bu tiyatronun senaryosunu yazanlar da bize yabancı değil. Yine aynı yüzler, aynı eller… Ve ne acı ki, dalga geçercesine yine aynı kandırmaca. 9 Temmuz 2025. “Bebek katili video yayınladı” dendi. Oysa o bebek hâlâ toprağın altında susarken, katil kameralar önünde konuşabiliyor. Bu tek başına yeterince utanç verici değilmiş gibi, her seferinde aynı klişelerle geçiştirmek daha da derin bir utanç değil mi? Şimdi “sembolik silah bırakma” deniyor. Ne demek bu? Gerçekte bırakılmayan ama kameralar önünde yere bırakılan birkaç paslı silah; arkasında kurulan yeni cepheleri mi perdeleyecek? Yeni sahnede bize hangi rol biçildi? Yine perdeye “ek” mi yazıldık? Hangi vicdan bunu kaldırır, hangi ahlak terazisi bunu dengede tutar? Tanıyoruz bu oyunu. Ve gönlümüz öyle geniş ki; Ekmeğini yediği ülkeyi eleştiri sahnesine çeviren, PKK’ya yeni isimler biçen, terör örgütü paçavralarını tişörte dönüştürüp timsahla poz veren o figürleri yalnızca sosyal medya linçlerine terk ediyoruz.
Duygu ve Düşünce