"Sekiz yaşındayken, Jack’in ilk kez, mağazadan alınmış bir takım iç çamaşırı olmuştu fakat çocukluğu burada sona eriyordu. Cole İlköğretim Okulu’nda olmadığı zamanlarda, aile bütçesine katkıda bulunmak için sabah ve akşam gazete dağıtmaya, hafta sonlarında bir bowling salonunda lobut dizmeye ve bir buz arabasında çalışmaya başladı. Bu yılları acı acı anarken, kendisinden Yük Hayvanı olarak bahsetmiştir."
"Jack London’ın üvey babasıyla Flora, o sekiz aylıkken evlenmişlerdi. John London, akciğer rahatsızlığı sebebiyle kısmen engelliydi. Gücü yettiğince çalışmaya devam etse de, Flora’nın onu ağır mali yükler üstlenmeye zorlaması sonucunda, üst üste çöküntülere uğramıştı. Kendisine hayranlık duyan üvey oğluna karşı, nazik ve ilgiliydi."
"Jack London’ın annesi, toplum kurallarına ters düşen, evlilik dışı ilişkileri olan bir kadındı. Hayatını esas olarak, ruh çağırma seanslarından kazanıyordu. Çocukluğunda geçirdiği ateşli hastalık sonucunda hem fiziksel gelişimi sekteye uğramış, hem de duygusal yapısı zarar görmüştü; kırılgan, talepkar, çıkarcı ve şefkatsizdi. London bir keresinde annesini şeytan olarak nitelendirmiş, yine de ölünceye kadar onun geçimini sağlamıştı."
Geçtiği haberlerden birinde anlattığına göre Koreliler, “yalnız aç olduklarında değil, çeşni olsun diye de, köpeklerini yerler”di. Yazdığına göre, yaşlı köpekler, Batı’daki koyun eti misali yaygın şekilde tüketilirdi; yavru köpeklerse muhteşem bir lezzet sayılırdı. Eti yumuşatmak için kabul görmüş yöntemin, köpeği öldürmeden önce dövmek olduğunu da gözlemlemiş olmalıydı.