Mine

Esasında, hem bizde hem de doğada aynı bölünmez tanrısal varlık faaliyet gösterir, öyle ki dış dünya yıkılsaydı bile içimizden biri onu yeniden kurmaya muktedir olurdu, zira dağ ve nehir, ağaç ve yaprak, kök ve çiçek, doğadaki tüm varlıklar içimizde önceden şekillenmiştir, zira özü sonsuzluk olan, özünü bilmesek de çoğu zaman kendini bize sevme gücü ve yaratma gücü olarak hissettiren ruhtur onların kaynağı.
Reklam
Yaşananları asla unutmam ben.
Ama gezginliğe, dostluğa, meşale ve şarkılarla içki meclislerine artık çağırmıyor hayat beni, sesi daha alçak, daha derin şimdi ve beni giderek daha ıssız, giderek daha karanlık ve sessiz yollara çağırıyor; ucunda haz mı yoksa keder mi olduğunu bilmediğim bu yollardan geçmek istiyorum, geçmek zorundayım.
Eski şarkıları söylemenin, eski gezgin bastonunu sallamanın, sevdiğim eski, tozlu yollarda yürümenin, yeniden gençleştiğimi ve her şeyin eski günlerdeki gibi olduğunu sanmanın âlemi yok. Hayır, bunlar geçmişte kaldı. Yaşlandığımdan ya da muhafazakârlaştığımdan değil! Ah, eskisinden daha delidolu, daha pervasızım belki, benimle akıllı insanlar ve işleri arasında yakınlık ve ittifak hâlâ kurulamadı. Hayatın sesini, o azgın delikanlı dönemlerimdeki gibi içimde duyuyorum hâlâ ve onu duymazdan gelmeye de niyetim yok.
Keşke yine genç, cahil, özgür, pervasız olsam da dünyaya merakla adım atsam, aç kalıp yol kenarında kiraz atıştırsam, dört yol ağzında “sağa mı sola mı” diye karar vermek için ceketim düğmelerini saysam! Keşke yine mis kokulu, ılık, kısa yaz gecelerini yol üstündeki samanlarda uyurken kaçırsam, keşke yine gezgin olsam da ormanın kuşları, kertenkeleleri ve böcekleriyle masum bir uyum içinde yaşasam! Tüm bunlar koca bir yaza ve bir çift çizme eskitmeye değerdi doğrusu! Ama imkânsız artık.
Reklam