Şeyda Şenel

Salıncaktan düşen çocuk hiç küser mi parka, denmiş, çok doğru! Sıkılmak, kırılmak, dertler görmek, problemler tecrübe etmek hayata küsmeyi gerektirmez. İnsanlardan uzaklaşmak, ümidi bırakmak, güveni terk etmek, sevgiyi öldürmek için yeterli sebep değildir bunlar. Dünya üzerinde iyilik yoksa onu yeniden icat etmek gerekir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bizim kendimizi algılayışımız ile başkalarının bizde gördükleri çok farklı olabilir. Kendimize dışarıdan bakabilmemiz bu nedenle önemlidir: Acaba hakikaten düşündüğüm, olduğumu hissettiğim insan mıyım?
Tanpınar'ın o harikulade sözünü yeniden hatırlayalım: "Çok insan vardır, bir ömür kendileriyle yaşarlar da hiç kendileriyle karşılaşmazlar." Nereye gittiğini, yapmak istediklerini, neler yapabileceğini kendine hiç sormamış, kendiyle hiç doğru yanlış değerlendirmesine girişmemiş insanlar... Gelin görün ki ancak bu sorgulamayı yaptıktan sonra insanda kendine güvenin yerleşmesi mümkün olacaktır.
Ömür harikulade bir duvar gibidir; o duvara ne yazmak istiyoruz, bizden geriye kalacak olan nedir? İtinayla yaşamazsak o duvara yazabileceğimiz tek şey, "Duvar güzelmiş, keşke aklıma bir şey gelse" cümlesi olur. İnsanın gelişim dönemlerinin sonuncusunda -yaşlılık- iki seçenekten biriyle karşılaşması muhtemeldir: Bunlardan birincisi inanılmaz derecede tatlı bir iç huzur, ikincisi inanılmaz derinlikte bir pişmanlık duygusudur. Neye göre huzur, neye göre pişmanlık peki? Duvar... o duvara ne yazdığına göre.
"Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım." -Oğuz Atay