Mustafa adında genç bir delikanlı vardır; bir ayakkabıcıda çalışır. Hikâye, yoksulluğu süslü cümlelere başvurmadan, sade ama derin betimlemelerle okurun yüreğine bırakır. Öyküde geçen “Bu ayakkabı şimdiye kadar eline gelen ayakkabıların en parçalanmışıydı.” cümlesi, yalnızca bir nesnenin hâlini değil, yaşanılan coğrafyanın yoksulluğunu da gözler önüne serer. Parçalanmış ayakkabı, aslında parçalanmış imkânların ve eksik kalmış hayatların sembolüdür.
Mustafa’nın sıcak havalara aldırmadan çalışması, emeğin sessiz ama vakur direnişini temsil eder. Onun alın teri, hikâyenin görünmeyen ama en güçlü unsurudur. Bir gün ustasının arkadaşı Hasan Bey, Mustafa’ya tuğla ocağında çalışmayı teklif eder. Konuşulan ücret, yapılan hesaplar ve Mustafa’nın kendi içinde kurduğu denge; geçim derdinin, yoksulluğun ve çaresizliğin ne kadar derin olduğunu gösterir. O anlarda Mustafa yalnızca para hesabı yapmaz; hayatını, gücünü ve umudunu tartar.
Eserin dili sade ve anlaşılırdır; fakat bu sadelik, anlatımın etkisini azaltmaz, aksine güçlendirir. Toplumsal eşitsizlik, gösterişsiz bir kalemle ama sarsıcı bir gerçeklikle işlenmiştir. “Beyaz Pantolon”, küçük bir hayat kesitinden büyük bir toplumsal manzara çıkaran; emeği, yoksulluğu ve insan onurunu incelikle anlatan bir öyküdür.
Melek Mirhat