Roman, varoluşun sınırlarında dolaşan, hayatındaki pişmanlıkların ağırlığı altında ezilen Nora Seed’in hikâyesini anlatıyor. Ancak buradaki asıl büyü, Haig’in kütüphane metaforuyla kurduğu evrende saklı: Hayatlarımız, aldığımız kararlarla sürekli dallanıp budaklanan birer hikâye ve her karar yeni bir kitap, yeni bir dünya demek.
Pişmanlıklarınıza başka bir gözle bakabilmeyi sağlarken aslında şikayet ettiğimiz şimdiye ya da düşman olduğumuz geçmişimize de şefkatle yaklaşmayı sağlıyor. "Hayatın anlamı mükemmel olmak değil, sadece olmak, büyümek ve gerçek olmak" diyerek bunu bizzat yansıtıyor bize.
Kitabı okuduğum süre boyunca zihnimde bir düşünce belirdi: Hayat, her zaman başka bir ihtimallerle dolu. Kapanan kapılar açılacak yeni pencerelerin habercisi.Sonunda ise, "keşke"lerin peşinden koşmanın değil, "şu anın" kıymetini bilmenin esas mesele olduğu çok güçlü bir şekilde hissettiriliyor. Son yaprağı kapattığımda, kütüphaneleri, geçmişimi ve ihtimallerimi daha da büyük bir şefkatle kucakladım.
Çünkü artık biliyorum:
"Hayat, sonsuz bir kitaplık ve her gün, elimizde tuttuğumuz boş bir sayfa. Hangi hikâyeyi yazacağımızı seçmek, hâlâ bizim elimizde." Ve Nora'nın da dediği gibi "YAŞIYORUM"