Ah! Yıldızlar, bulutlar, rüzgârlar; nasıl da hazırsınız benimle alay etmeye. Eğer gerçekten acıyorsanız halime, yok edin şu duygularımı, anılarımı. Bırakın bir hiç olayım, aksi takdirde gidin buralardan. Gidin ve terk edin beni karanlığa.
Sevinç denen şey biçareliğime edilmiş bir hakaretten başka şey değildi ve mutluluktan mahrum oluşumu bana daha büyük bir ıstırapla hatırlatmaktan başka işe yaramıyordu.
İnsan denen varlık gerçekten de aynı zamanda hem böyle kudretli, erdemli ve olağanüstü hem de fesat ve aşağılık mıydı? Kimi zaman tüm kötülüklerin tohumu gibi görünürken kimi zaman da asalet ve yüceliğin timsali olabiliyordu. Görünüşe bakılırsa yüce gönüllülük ve erdem, duyarlılık sahibi her varlığın başına gelebilecek en onurlu şeydi. Tarihe geçmiş çoğu kişi gibi aşağılık ve fesat olmaksa onursuzluğun en büyüğüydü.