Ona doğru adım attım. "Eğer bir şeye ihtiyacın-"
"İhtiyacım yok. İhtiyacımız olmayacak."
"Fakat herhangi bir şeye ihtiyaç duyduğun bir zaman gelirse ben buradayım. Sadece bulaşık makinesini doldurmak için bile olsa."
Döndüm, kendimi Shin'in kollarını attım. Gözyaşlarım akıyordu artık. "Burası karanın denizle buluştuğu yerden ziyade dağın gökle buluştuğu yer."
Beni sımsıkı sardı. "Nerede olursan ol seni bulacağım."
"Ben de işini kolaylaştıracağım. Çünkü hep burada olacağım. Yanında."
"Ama önemli olduğunu bile bile kendimi tutmak istemiyorum... Çünkü biliyorum ki sen gerek sözlerinle gerek eylemlerinle asla kendini tutmazdın." Gülümsedi ve kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. "Bir ruhum yok belki ve Kaderin Kırmızı İpi de bende değil ama seni sevdiğimi söylemek için ikisine de ihtiyacım yok."
"Shin," dedim soluk soluğa, "Kaderin Kırmızı İpi gitti."
Başını iki yana salladı. "Anlamadım."
"Deniz Tanrısı'yla beni bağlayan," diye açıkladım. "Elimi onun eline bastırdım, ki hatırlarsan kaderimiz ilk belirlediğinde sana da aynısını yapmıştım ama sen işe yaramayacağı konusunda ısrar etmiştin
"Eh, meğer yarıyormuş," dedim mağrur bir edayla. "Tıpkı yarayacağını bildiğim gibi çünkü onu sevmiyorum. Ben seni seviyorum ve kendi kaderimi kendim seçiyorum."
Öne eğildim, dengemi bulmak için omuzlarına tutundum ve dudaklarına bir öpücük kondurdum.