Omzuna dokundum. "Şey, Declan?"
Bakışları yumuşadı. "Efendim?"
"Beni kucağında eve sokman gerekiyordu, buradan çıkarman değil."
Sanki dünyadaki en büyük sıkıntı benmişim gibi içini çekti. "Bırak o ayakkabıları, düz ayakkabılarla bile yürüyecek hâlde değilsin."
"Tabii tabii."
Kaşları çatıldı. "Ne?"
"Belki de beni önemsiyorsundur."
"Bunları alkol söyletiyor."
İç çektim. "Jose'nin kelimelerle arası çok iyi."
Beni sıktı. "Lanet olası Jose de kim?"
Ceketinin yakasına doğru sırıttım. "Önemli biri değil."
"İyi, o hâlde. En azından öldüğünde kimse onu özlemeyecek."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gözleri parıldadı. "Pekâlâ, aramızdaki neşeli kişi olmaya dönsem iyi olur. Sen saklanırken birimizin orada olması gerekiyor." Kollarımın arasından sıyrılmaya çalıştı ama onu sıkı tuttum.
"Gitme."
Ne yapıyorsun?
"Neden?" Kaşları kalktı.
Mantıklı bir soruydu. Evliliğimi sahte olsun ya da olmasın, Iris'in yanımda olması bu geceyle ilgili doğal olan tek şeydi. Bir şekilde her şeyi tahammül edilebilir hâle getirmeyi başarıyordu.
"Bu geceyi biraz daha katlanılabilir kılıyorsun."
"Iris." Biri omzumu dürttü.
"Git başımdan. Uyuyorum." Sesi uzaklaştırmak ister gibi elimi savurdum.
"Gitmemiz lazım."
"Of. Artık beni rüyalarımda da mı rahatsız ediyorsun? Ben ne zaman huzur bulacağım ya?"
Kulağımın dibinde duyduğum boğuk kahkahayla hemen doğruldum. Puslu görüşüm netleştiğinde, Declan'ı, yüzünde gelmiş geçmiş en küçük gülümsemeyle masamın yanında dururken gördüm.
"Biraz daha kas yaparsan zavallı koltuğu ortadan ikiye ayıracaksın."
Ceketimin önünü açarken takım elbisemin altındaki kaslarım esnedi. "Eminim çok hoşuna giderdi."
"Eğer kameraya çekebilirsem."