Eğer bir anne başlangıçta çocuğunun isteklerini karşılamak suretiyle ona yaşadığını hissettirebiliyorsa, aynı şekilde yokluğuyla da bir boşluk hissetmesine sebep olabilir; ve anne çocuğuna kendini bu denli iyi hissettirebiliyorsa, bunu yapamadığı vakitler muhakkak onu kandırıyordur. Reddediyor ve esirgiyordur. Bu durumda kim zorbadır: istenileni veremeyen anne mi yoksa hüsrana uğrayan çocuk mu?
Her şey bir yana, hüsran her daim bir baştan çıkarılma sahnesidir; kurtulmaya, sahte çözümler bulmaya çalıştığımız, bizi daha radikal aldanmaların içine sürükleyen bir şeydir.
Başkalarının bizi değiştirmesine müsaade etmektense her şeyi yok etmeyi yeğleriz, zira hayatımızın başında birtakım insanların bizi nasıl değiştirdiğine dair güçlü hatıralarımız vardır bu insanlar sanki sihirli değnekleri varmış gibi ıstırabımızı saadete dönüştürmüştür, bizimse o zamanlar tek yapabildiğimiz sıkıntı emareleri gösterip birinin mesajı almasını ummak olmuştur
Hüsrana uğratılmak ne demektir? Kandırılmış hissetmek demektir, çünkü söz konusu kişinin istenilen şeye ve o şeyi vermeye istidatı olduğu varsayılır. Bu varsayım kimi zaman doğru kimi zamansa yanlıştır. Size verebilecekleri bir şeyi vermeye yanaşmadıklarını düşünmek daha çok umut barındırır, ama bu varsayım yanlış çıkarsa o zaman umudunuzun üstüne şüphenin gölgesi düşer.