Üniversitede sabah genel görelilik dersine, öğleden sonra da kuantum mekaniği dersine giren bir fizik öğrencisi, ya profesörlerin ahmak olduğunu ya da bir yüzyıldır birbiriyle konuşmayı unutmuş olduklarını düşünmeden edemez: Öğrencilere dünyanın birbiriyle taban tabana zıt iki imgesini öğretirler. Sabah, dünya her şeyin sürekli olduğu eğri bir uzaydır; öğleden sonra dünya enerji kuantasının sıçrayıp durduğu düz bir uzaydır.
Çelişki, her iki kuramın da harika bir biçimde işlemesinde yatar. Doğa sanki bize, aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için başvuran iki kişiye, hahamın davrandığı gibi davranıyor. İlk adamı dinleyen haham ona, "Haklısın," demiş. İkincisi hahamın kendini de dinlemesinde ısrarcı olmuş, haham onu da dinlemiş ve ona, "Sen de haklısın," demiş. Hahamın yan odadan olaya kulak misafiri olan karısı seslenmiş: "Ama ikisi birden haklı olamaz ki!" Haham düşünmüş, başını sallamış, sonunda, "Sen de haklısın," demiş. 😀
"Ticari malların bir uzantısı, ikincil organları haline geliyoruz.'' Bu durum totaliter bir evreni tanımlamaktan başka bir şey için kullanılamaz. Bu soyut kavram faydalı bir şekilde huzur bozan imkanlar ufkuna işaret ediyor.
Biraz Byung-Chul Han, biraz Foucault etkisi... Bu düşünce, bireyin kendi öznelliğini kaybedip üretim-tüketim zincirinin bir parçasına dönüşmesiyle ilgilidir. Mallar yalnızca ekonomik değil, psikolojik ve biyopolitik kontrol unsuru haline gelir.
Adını hiç duymadığımız adamlar tarafından yönetiliyoruz, zihinlerimizi onlar biçimlendiriyor, zevklerimizi onlar şekillendiriyor ve fikirlerimizi onlar telkin ediyor. Halkın zihnini kontrol eden düğmelerle oynayanlar onlardır.