ama aslını istersen, bilmiyorum, anne. oturup yazdığım teorilerim var, sonra siliyor ve masadan kalkıp gidiyorum. su ısıtıcısının düğmesine basıyorum ve kaynayan suyun sesi fikrimi değiştirsin diye bekliyorum.
"canavar değilsin." dedim.
ama yalan söylüyordum.
aslında söylemek istediğim, canavar olmanın çok da kötü bir şey olmadığıydı. ingilizce monster kelimesi latince monstrum kökünden geliyordu ve ilahi bir felaket habercisi demekti, sonra eski fransızcaya pek çok menşei olan bir hayvan anlamına gelecek şekilde uyarlanmıştı: sentor, griffin, satir gibi. canavar olmak melez bir sinyal, bir deniz feneri olmak demek: aynı anda hem sığınak hem de uyarı.
panik atak geçiriyordum. sen de bunun farkındaydın. bir süre hiç konuşmadın, sonra mutlu yıllar sana'nın melodisini mırıldanmaya başladın. doğum günüm değildi, ama senin bildiğin tek ingilizce şarkı buydu ve söylemeye devam ettin.