"Sonra, cümlemizi ecel alıp, yer gizleyecek. Arzın hiçbir değeri kalmadığında bizler bir çırpıda Tanrı'nın yanına varacağız. O, görülmemiş kalabalıkta bizim yerlerimiz ayrı olacak. Gümüş Fincan'ın çocukları ne güzel hesap vericidirler. Terazileri ne kadar doğrudur ve erdemleri orada da geçerlidir. Çünkü onlara yurttan, bayraktan, cenkten, adaletten, kuvvetten ve sıhhatten sual yoktur.."
Sen gelince güçlendim. Nasıl güçlendim... Tek başıma bir tümen yağıyı basabilirim. Şu atın sırtında Asya'yı baştan başa geçebilirim. Gün batısını vurup geri dönebilirim. Seninle bin yıl yaşarım...
Vey sadece yaşamanın savaş olduğunu bilir. Hele, erce yaşamanın en büyük savaș olduğunu... Şöyle bir yol bulabilse Anadolu'ya doğru, Tanrı'nın önüne durulmaz buyruğu olmasa, dağlardan, ovalardan, vâdilerden, kavruk çöllerden geçip gelecek. Gelecek de, tembel hafızalarımıza kin gibi akacak, nur gibi akacak ve "uyanın!" diyecek. ○, yağmurlu, acılı, kanlı geceden bahsedecek. Mayamızın toprağından kokular getirecek. Bin üç yüz yıldır sinesinde sakladığı, tâze ve sıcak kanları damarlarımıza dökecek Vey, damarlarımızda akacak.