"...Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.” Oturduğu yerden insanları tanıyamayacağını söyledim. Bu tutumla kimseyle arkadaş olamazdı. “Öyleyse, ben de hayatımın sonuna kadar aynı yerde kımıldamadan oturacağım,” dedi. “Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. Oturacağım ve bekleyeceğim.
Maceralar eskidikçe, olmadık hikâyeler uydurmaya başladım. Parklarda, sinemalarda, hatta otobüslerde geçen maceralar anlatırdım. Selim hepsine inanırdı. Bazen dayanamayarak, yalan olduğunu söylerdim bunların. Selim gene inanmaya devam ederdi. “İnsanı düşünmekten kurtarıyorsun,” derdi: “Bir kısmının uydurma olmasından ne çıkar?” Bu hikâyelere inanıp inanmadığını düşünmek istemezdi. “Her gün yaşadığım olaylar daha uydurma geliyor bana,” derdi “Günlük yaşantımın uydurma olmasını tercih ederim.”
Gene de fazla gelmiş onlara verdiğim. Ben de anlamamışım onları: ne onları, ne de onların beni nasıl anladığını görmemişim aslında. Verdiğimle ilgilenmişim yalnız. Ne kadar kolay bağışlıyorlar kusurlarımı: dolayısıyla kendilerini. Neden birlikte yaşıyoruz? Bir anlam aramamalı. Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. İnsan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
“Sonunda iyice sapıtırdı. Bir ‘önsöz yazarı’ olacağını, yalnız önsözler yazacağını, bunu daha kimse düşünmediği için böylece meşhur olacağını söylerdi. Neden bunu daha önce düşünmemişti? Belki onun gibi, önsöz okumaya meraklı yüz binlerce insan vardı. Bu insanların istekleri uygun bir biçimde karşılanırsa, insan bu işten zengin bile olabilirdi. Yüz binlerce insanın arzusuna cevap vermek gerekiyordu.