Daha önce algılarımızın gerçekliğin yalnızca bir yansıması, beynimiz tarafından oluşturulmuş bir simülasyonu olduğunu ve beynimizin bu simülasyonu kendi türümüzün gereksinimleri uyarınca, kendi kuralları doğrultusunda oluşturduğunu söyledik.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir gün Nasrettin Hoca'ya bir kadı gelir. Yanında da kavgalı bir çift getirir.
"Hoca," der, "ben bu işin içinden çıkamadım, bir de sen dinle şu insanları da kimin haklı olduğuna birlikte karar verelim."
Hoca önce kadını dinler. Kadın anlatır, anlatır, anlatır ve bitirdikten sonra Hoca kendinden emin bir biçimde:
"Haksızsın!" der ve kocaya döner.
Bu sefer adam başlar anlatmaya. Anlatır, anlatır, anlatır ve bitirdikten sonra Nasrettin Hoca yine kendinden emin bir biçimde:
"Sen de haksızsın!" der. Getirdiği çifte mahcup olan kadı dayanamayıp, "Aman Hoca, nasıl olur, ona da haksızsın dedin, buna da..." demeye kalmaz, Hoca lafı ağzına tıkıverir:
"Niye? Ortada bir sorun var diye, biri de haklı mı olmak zorunda? Sen de haksızsın!" der.
Bu algının uzamsal boyutta bir yanılsama olduğu fikri özellikle değişim körlüğü ve dikkat körlüğü gibi olgulara dayanır. Bu olgular bize gözlerimizin önünde duran her şeyi algılamadığımızı göstermekle kalmayıp, kimi zaman burnumuzun ucunda gerçekleşen olayları bile gözden kaçırabildiğimizi ortaya koymaktadır!
Yani merak etmek, zihnin var olan yaşam modellemelerini, yani gerçekliğin zihinsel karşılıklarını yeni bir biçimde bağlantılandırarak yeni bir yaşantı modeli yaratma sürecidir.