Onca eleştiri karşısında, tamamen ataerkil bir toplumda, bir şeye onu gördükleri biçimde, ezilip büzülmeden tutunmak kim bilir nasıl bir deha, nasıl bir dürüstlük gerektirmişti. Bunu yalnızca Jane Austen ve Emily Brontë yapabilmişti.
Keats ve Flaubert ve diğer dahi erkeklerin katlanmakta böylesine zorlandıkları dünyanın umursamazlığı, kadının durumunda umursamazlık değil düşmanlıktı. Dünya kadına, erkeklere dediği gibi "Yazmayı seçersen yaz, benim için fark etmez" demedi.