Neden bu yolculuğa çıkmıştı? Geçmişe dönüp hatırlamaya çalıştı. Hafızasının derinlerine inmesine gerek kalmadan, aslında bu yolculuğun ta en başından beri kendisi için bir amacının olmadığını; varsa bile artık pek bir öneminin kalmadığını fark etti. Henüz yolculuğun ilk birkaç saati dolmadan karşısına çıkan ilk mola yerine ve hemen sonrasında ilk yol ayrımına girecek, hızla ilerlediği hedefsizlik rotasından zaten çoktan sapmıştı.
Hayatın henüz kardeşleri başkalaştırmadığı zamanlardı. Çocuk, gelecekte kardeş kaybetmenin ne anlama geleceğine dair bir fikri olmaksızın koşarak kardeşlerinin yanına gitti ve sımsıkı sarıldı onlara.
Küçük ayaklar büyük adımlar atıyordu. Korkusuzlardı. Herkes gibiydiler işte... yıllar sonra akranlarinin yapacağı gibi hiç kimselik örtüsü altında saklanmıyorlardı o zamanların çocukları.
Fakat en çok dokunan da her yerde ve her zaman, haklı ya da haksız bir çeşit doğa yasasına boyun eğer gibi, herkesten önce kendimi suçlu görüyor olmamdı.
Ona, kabahat benim değil, diyecek oldum ama bu sözü daha önce patrona da söylediğimi düşünerek vazgeçtim. Zaten hiçbir anlamı yoktu bunun. İnsan ne de olsa daima biraz kabahatlidir.