.... Ellerimi öne doğru uzatıp kar taneciklerini yakalıyor ve parmaklarımın ucunda eriyip gitmelerini seyrediyordum. Hem coşturucu hem ürkütücüydü ve ifade edemediğim bir gerçeğe değiniyordu; dağarcığım sınırlı, sözcüklerim yetersizdi. Yok olan kar taneciklerini bir şekilde yakalamak, mutluluğu yakalamak gibi bir şey; ANINDA HİÇLİĞE DÖNÜŞÜVEREN BİR SAHİP OLMA EYLEMİ......
Galiba beni korkutan, kendimi bilinmeyene bırakmak. Nereye gittiğimi bilmek istiyorum. Bu yüzden bir sürü eskiz yapiyorum. Çıkacak sonucun kontrolümde olmasını sağlamaya çalışıyorum. Ortaya hiçbir şeyin çıkmamasına şaşmamalı. Çünkü gerçekte önümde olup bitene tepki vermiyorum. Gözlerimi açmam ve bakmam lazım. Ve hayatı yaşanırken fark etmem. Sadece benim olmasını istediğim gibi değil...
Bazen saçmalayabiliyor öyle.
Görmeye gözleri, duymaya kulakları olan, kendini hiçbir faninin sır tutamayacağına inandırabilir.
İnsanın dudakları sessizse parmak uçlarıyla konuşur; sözleri her gözeneğinden sızar.
-Sigmund Freud, Psikanalize Giriş Dersleri
Donald Winnicott'ın da dediği gibi: "Bebek diye bir şey yoktur." Kişiliklerimizin gelişimi tecritte gerçekleşmiyor, başkalarıyla kurulan ilişkiler aracılığıyla oluyor. Görünmeyen, hatırlanmayan kuvvetler tarafından şekillendiriliyoruz, tamamlanıyoruz: ebeveynlerimiz.
Malum sebeplerden dolayı bu çok ürkütücü: Hafızanın öncesindeki diyarda hangi aşağılanmalara maruz kaldık, hangi işkencelere, tacizlere uğradık kimbilir. Karakterimiz biz farkında bile olmadan şekillendi. Ben gergin, korku dolu ve endişeli bü-yüdüm. Bu endişe var oluşumdan önceye dayanıyor ve benden bağımsız olarak var görünüyordu. Ama yanında kendimi hiç güvende hissetmediğim babamla ilişkimden