Bir şeylerin başlaması hep başka bir şeylerin bir mesine denk düşer. Biri bir diğerine dönüşüp size ekleniverir. O zaman geride bıraktığınızı sandığınız her şeyi farkında olmadan yanınıza katarak, peşiniz sıra sürükleyerek yolunuza devam edersiniz. Bunun için yıllar geçtikçe yürümek biraz daha zorlaşır. Ardınızda sürüklenen gürültücü teneke parçalarını göremezsiniz. Kafanızın içinde uğuldamakta olan sesin nereden geldiğini öğrenmek için doktor kapıları aşındırdığınız bile olur. Size bazen arkanıza dönüp bakmanızı söylerler. İşte tüm bu peşinizdeki kalabalıktan dolayı kararlarınız ve değişimleriniz geçmişinizden bağımsız değildir. En önemsiz kararınızda bile artık hatırlamadığınız küçücük bir anının, geçmişe ait minicik bir hatıranın rolü olabilir. Ama bu durumun sizi ve yaşadıklarınızı karmaşıklaştırdığını ya da önemli kıldığını sanmayın sakın. Çünkü bu herkesin başına gelir. Yani, bir kişi, mesela ben, ancak herhangi başka biri kadar özel ve kıymetli olabilirim. Aynada gördüğüm zavallı, bana her şeyin nasıl başladığını soruyor. Cevap verebilmek
için önce nelerin bittiğini hatırlamalıyım.
Ben unutmam. Bu meziyet, ahir ömrümün bana verdiği en büyük cezadır. Yaşadıklarımı, yaşamadıklarımı, söylediklerimi, söylemediklerimi, hatta izlediğim filmleri ve o filmlerin bana fısıldadıklarını dahi unutmam..
Ne kadar çok yazarsam o kadar az konuşuyorum. Mürekkep kağıda dağılırken yitip gidiyor bildiklerim. Zaten benim de bildiğim her şeyi unutmaya ihtiyacım var yolunu bulabilmek için. Oysa bugün daha fazlasını öğrendim...Acaba onları da yazarak unutabilir miyim?
Acımak başkalarının çektiği azaba bakıp onların yasını tutarmış gibi yaparak kendi mutluluğuna şükretmektir çünkü.Acımak,kıl payı yırttığın mutsuzluğun diyetini uğursuz,cüretkar bir sadaka gibi dağıtmaktır.