" Ben sevginin ne olduğunu hiç durmadan anlamaya çalışıyorum. O benim için bazen ruhta parlayan bir güneş oluyor; bazen o güneşte görünen bir ruh. Yani o henüz açıklanamayan bir şey. Hani şöyledir, böyledir denilemeyen bir şey. İnsan onu ancak hissederse tanır...
Şah, şiirini bitirince elini Taçlı'nın yanağına koydu. Bir sevgilinin yanağına dokunmak... işte sevginin en zarif, en nezih ve en berrak görüntüsü.. Şah'ın yüzündeki mutluluğa bakınca bu berraklığı hissetiğimi itiraf etmeliyim.o an , sevgiyi bir dokunuşun adı olarak yazdım ve yalnızca bir tırnağın diğer tırnağa değmesiyle bile arada fırtınalar kopartabileceğini, gönül evlerini doldurabileceğini düşündüm..