Yastığa kafasını koyar koymaz canını sıkan ne varsa aklına geldi. Açık kalmış buzdolabının ikinci rafından gelen turp kokusuyla budaklandı tüm düşünceler. Turpa benzeyen bir çantası vardı ilkokulda. Yolun karşısındaki motelin sabaha kadar yanıp sönen mor ışıkları ufak bir kırılmayla pencereden geçerek tavana yansıdı.
Baş intihar mühendisi olarak görev yaptığım Yaratıcı İntiharlar Departmanında sekreter olarak çalışan Burcu Hanım’la olan konuşmalarımız günaydınlardan öteye geçmiyor, bana bir yabancıymışım, otobüste gördüğü önemsiz yüzlerden biriymişim gibi davranıyordu. Ne zaman ona yaklaşıp bir şeyler sormaya hazırlansam iri kalçalı Hülya Hanım ve onun Fransızca sözcükleri araya giriyor, Burcu Hanım da başlarda kıskançlık sandığım fakat aslında tiksinme olan bir ifadeyle “Gitmem lazım Umut Bey.” diyerek benden uzaklaşıyordu.
“Rüya görme ehliyetinizi alabilir miyim?”
“Buyurun.”
“Beyefendi sizin rüya görme ehliyetinizin süresi ben anaokulundayken dolmuş. Şu hesaba elli lira yatırıp rüya ehliyeti sınavına tekrar girmeniz gerek. Şu evrakları da Düşver Hanım’a imzalatıp Şirret Hanım’a onaylatacaksınız.”
Selim Bey, ilkokulda edindiği yarım yamalak Fransızcasıyla Buse Hanım’ı Fransız usulüyle öperken tuhaf bir yazı ve resmin araya girmesiyle uyandı. Karşısında biri uzun yakışıklı, biri kısa yakışıksız iki adam vardı. Sakalsız yüzleri, geleceğe dair umutsuz bakışları ve dökülmeye yüz tutmuş saçlarıyla bu adamlar ancak devlet memuru olabilirdi.
çok ilginç yönleri olan bir kitap. farklı. ilkinden daha iyi. yazar dilini da farklı yönlere çekmeyi başarmış. üstkurmacayı çok güzel ve yerinde kullanıyor. genç bir dil. okunası.