7/10
·92 syf.··
2019 58. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2019 00:00
Velibor Çoliç’in kaleminden ilk defa bir kitap okuyorum. Amadeo Modigliani’nin Olağanüstü Kısa ve Garip Hayatı, değişik bir ressam/heykeltıraş profili çizen kurmaca ve kurgudışı bir biyografi. Görüldüğü üzere, kitabın türünü belirlemek bile yoruyor insanı. Amedeo Modigliani, 12 Temmuz 1884’te İtalya’nın Livorno kentinde doğdu. 14 yaşında annesi onu Laverno’daki usta ressam olan Guglielmo Micheli’nin sanat okuluna kaydetmiş. Bu dönemde Loutrac ve Giovanni Boldini’nin eserlerinden ilk dönem çalışmalarına yansıyan bir etkilenme görülmüş. Daha sonra, Paris’te Montmartre’ye yerleşmiş ve bir stüdyo kiraladı. Modigliani bu dönemde Picasso, Utrillo, Jean Cocteau ve Soutine gibi sanatçılarla tanıştı. Düzenlenen resim yarışmalarının birinde, rakibi Picasso olduğu için, yarışmadan ümidini kesmiştir. Çok sayıda haşhaş, afyon ve baseni kullanan sanatçı, kadınlarla günübirlik ilişkilerle meşhur olmuştu. Kendisi yakışıklı ve karizmatik bir ressamdı. Kadınlara olan hayranlığı, çalışmalarında “nü” odaklı, kadın portreleri üzerinde çalışmasına oldukça yön verdi. Kitapta olmayan bilgiler de verelim: Modigliani’nin resimlerinde portreler uzun boyunlu ve gözleri net olmayan, gözden yoksun yüzler diyebileceğimiz çalışmaları mevcut. Modigliani şöyle demiştir: 'Ruhunu tanıyınca gözlerini çizeceğim.’ Bunun sebebi, tanıştığı heykeltıraş Constantin Brancusi aracılığıyla Afrika heykelleri ve maskları ile tanışan Modigliani, 1913’e de çalışmalarını bu yönde devam ettirdi. Oranları uzatılmış ve suratın kenar kısımlarının daraltıldığı heykeller, dönemin karakteristik özelliklerini taşıyor. (Kaydırarak görebilirsiniz örneği.) ⠀ 24 Ocak 1920 tarihinde henüz 35 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Arkasında değeri sonradan anlaşılacak pek çok eser bıraktı. ”Not: Dünyanın en pahalıya satılan ikinci
Amadeo Modigliani’nin Olağanüstü Kısa ve Garip HayatıVelibor Çoliç · Yapı Kredi Yayınları · 200050 okunma
7/10
·255 syf.··
2020 323. kitabı
Asıl adı Moishe Shagal olan Rus asıllı Fransız ressam Marc Chagall, 7 Temmuz 1887’de Belarus (Beyaz Rusya) sınırları içinde kalan Vitebsk kasabasında dünyaya gelir. Marc Chagall (Hayatım: Marc Chagall) adlı otobiyografisinde, “Ama, her şeyden önce, ölü doğmuşum” diye anlatıyor. Jaguar Kitap’tan çıkan bu eseri hâlâ okumadım, okumam gerekiyor. Sanat eğitimine 1906’da Vitebsk’te Yehuda Pen ile başlar ve 1908-1910 arasında, St. Petersburg’da Krallık Güzel Sanatları Geliştirme Derneği tarafından yönetilen avangard resim ve çizim okulu Zvantseva’ya gider. Eselerinde doğduğu kasabadan “her türlü sosyal manzaraları” resmetmiştir. 1910 yılında kazandığı bir bursla Paris’e giden sanatçı ilk zamanlar kenti pek sevmez, zamanla alışır ve dört yıl kalır. Paris’te bulunduğu yıllarda döneminin önde gelen ressam, yazar, şairleriyle tanışma fırsatı bulan sanatçı, Apollinaire, André Breton, Blaise Cendrars gibi ünlü ozanlar ve Delaunay, Léger, Modigliani gibi ressamlardan etkilenerek yeni resim arayışlarına girer. Paris’te Fovistlerin etkisiyle güçlü bir renk tekniği kazanır. Resimlerinin birçok olanı Kübizm izlerini taşır ve sürrealist bir tarza da yakındır. Her iki akımın karışımını sergiler. Ancak, onun kübizmi Picasso ve Braque’den farklıdır. Marc Chagall, 28 Mart 1985’te 97 yaşında iken, Fransa’da Saint-Paul-de-Vence’de ölür. 1973’te Fransa’nın Nice kentinde Chagall Müzesi açılır.
ChagallMarc Chagall · Yapı Kredi Yayınları · 20118 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·96 syf.··
2020 232. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 00:00
Taschen sanat dizisine başlayalı birkaç ay oldu ve “Rönesans” ile beraber en sevdiğim kitap oldu Jeremy Levinson’ın yazdığı “Moore”. Henry Moore, 1898’de Yorkshire’da dünyaya geldi. Sanata girişi, akıl hocası Jacob Epstein ile oldu. Sanatçı, genel anlamda Colomb öncesi, gotik sanat ve Afrika ilkel sanatındam etkilenmiş. Aslında, bu birçok sanatçının yaşadığı bir durum -örnek vermek gerekirse Modigliani- ve icraatını o yönde sürdürmüş. I. Dünya Savaşı’nda cephelerde bizzat savaş Moore, savaş psikolojisinin kendisi üzerindeki etkilerinin farkına çok geç vardı. Sonrada bu etkilenme, heykellerinde görünür hâle geldi. Moore, kadın figürleri ve etkileşimleri konusunda; Picasso, Renoir ve Cezanne’dan oldukça faydalanıp kullandı. Heykellerinin asıl üslubunu bulana değin tarz değişikliğine gitti. En çok etkilendiği isim ise “Michelangelo” oldu. İtalya gezisinde etkilendiği başka isimler oldu. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri, eleştirmenlerce, Moore’un kutsal yaşam hayranlığı, D. H. Lawrence’ın “Oğullar ve Sevgililer” eserindeki Paul Moran’in hayatına benzerliği oldu bence. Kitap, salt sanat tarihi ve resim bilgisi üzerine değil, edebiyat, felsefe, psikoloji yönlerinin toplumsal gelişimi üzerine incelemeler sunmasıyla diğer eserlerden ayrılıyor. Moore, aynı zamanda doğayı olabildiğince koruma güdüsüne sahip birisi olduğundan, mermerleri oldukça az şekilde yontarak şekil vermiş. Keskin çizgilere ve Viktoryen dönem sanatını eleştirmek adına, heykellerini pürüzlü bırakmış, kaygan zemine karşı çıkmış. Son olarak, sanatçı yapıtlarının kutsal alan mimari alanlarda sergilenmesi istediğini söylese de, Moore’un yarattıkları kent merkezlerini süslemiştir.
MooreJeremy Lewison · Taschen - Remzi Yayınları · 20082 okunma
9/10
·248 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 19:34
Uzun zamandır kitaplığımda olan Işığın Hızı kitabını bir solukta okudum. Kitap bir yana, Çevirmen Gökhan Aksay özenli, akıcı ve başarılı çevirisi de ayrıca bende hayranlık uyardı. Kitabı nasıl aldım, kimin tavsiyesi, nerede gördüm de aldım hiç hatırlamıyorum. Ama iyi ki alıp okumuşum. Daha önce Javier Cercas kitabı okumamıştım. Bir yazar daha eklendi listeme. Kitap ilk sayfalarda pek akıcı değil, nasıl ilerleyeceği, hikayenin nereye gideceği konusunda hiç renk vermiyor. Yavaş yavaş merak uyandırıyor ama sonradan akmıyor, çağlıyor. Okuduğum kitaplarda sevdiğim ressam, sanatçı, yazar, sanat eseri ya da yerler geçiyorsa ayrı bir bağ kuruyorum yazar ile. Bu kitapta da ressam Modigliani (instagram sayfamda daha önce bir tablosunu paylaştım), yazarlar Thoreau, Hemingway, klasik müzik bestecisi Dvarok (yine bir gönderiye eklemiştim, Serenade in E major, Op: 22: II. Tempo di valse dinlemenizi tavsiye ederim) isimlerinin geçmesi beni ayrı etkiledi. Yazar ile aynı zevklere sahip olmak beni daha çok bağladı kitaba. Daha öncede yazdığım gibi kitabın konusunu anlatmayı sevmiyorum. Kitapta iki önemli karakter var, biri anlatıcı ve diğeri anlatıcının İspanyolca dersi vermek üzere gittiği üniversitede yolları kesişen Rodney. Rodney savaş karşıtı olduğu halde Vietnam Savaşı’na katılmış, savaşta birçok katliam gerçekleştiren bir timde yer almış. Katliam satırlarını okurken aklıma Han Kang’ın Jeju Adası’ndaki katliamı konu alan Veda Etmiyorum kitabı geldi. Orada da katledilenlerin yaşantısı anlatılıyordu. Kitapta yazar üstü kapalı değinmiş, siyasiler hırsları uğruna Dünya’nın öbür ucuna savaş açıp, asker gönderiyorlar, sizi hiç istemediğiniz bir savaşın içine sokuyorlar, kendileri ise hayatlarına devam ediyorlar. Bu satırları yazarken aklıma Murathan Mungan’ın yazdığı gibi “ya
Işığın HızıJavier Cercas · Everest Yayınları · 202099 okunma
10/10
·258 syf.··
Beğendi
·
2025 64. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2025 00:00
Uzun bir aradan sonra incelemeye bu kitapla dönmesem olmazdı. Sanki bu kitaba inceleme yazmazsam kitaba haksızlık olacaktı. Belki biraz spoi olabilir. Dorian saf, güzel, tertemiz birisiydi ama güzelliğin, gençliğinin bir gün son bulması onu korkuttu. Bana göre onun için önemli olan yalnızca güzellik ve zevkti. Bu, doğrudan hedonist bir yaşam anlayışıdır. Ama Epikuros’un ölçülü haz anlayışı gibi değildir. Dorian, haz uğruna yok etmeyi göze alan bir tür vahşi hedonisttir. Ayrıca kendini tüm ahlaki değerlerin üstünde görmesi, portredeki çürümeye rağmen dış güzelliğine tapmaya devam etmesi, narsistik kişilik özelliklerini de gösterir. Dorian narsist, hedonist, kibirli birisiydi. Bunu ilk başta göremiyoruz ama Basil Dorian'ın portresini yaptığında bu özelliklerini portrede yansıttı. Lordy Henry ise tam bir Nietzsche'nin figürü gibi görünür ama aslında “yarım bir nihilisttir.” Hayata dair her değeri sorgular: ahlakı, evliliği, aşkı, merhameti. Ama bunların yerine bir “üst değer” koymaz. Hep aynı noktadadır ileriye gidemez. Basil, Oscar Wilde’ın deyimiyle “geçmişidir.” Yani daha idealist ve inançlı yanıdır. Sanatın gücüne, ahlakın önemine ve insanların ruhsal derinliğine inanır. Portreyi yaparken Dorian’a olan duygusal bağlılığı, onun gerçekleri görmesini engeller. Fakat portre değiştikçe o, Dorian’daki çürümenin farkına varan tek kişidir. Çünkü Modigliani'nin dediği gibi ruhunu görmeden gözlerini çözemeyen ressam, Basil ise ruhunu gördüğümden çizebildim diyen ressamdır. Basil Platoncu bir figürdür. İdeallere inanır, ahlakın ve güzelliğin birleşebileceğini düşünür. Ama bu inanç onun ölümüne neden olur. Gerçeği gören, ama bu gerçekle yüzleşen tek kişidir ve bedelini öder. Dorian Gray'in Portresi yalnızca bir roman değil, aynı zamanda insanın karanlık yönleriyle yüzleşme,
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202399bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2024 23. kitabı
Sanat, sanatın tarihi, film, kitap, resim, müzik ve tiyatroya yönelik olumlu ve olumsuz eleştiriler barındıran faydalı bir antoloji. 'Modigliani'nin Hayali Sergisinden Kadınlar Resmigeçidi' başta olmak üzere geçmiş eserlere yönelik yapıcı tasarruflardan ibaret.
Orfeus'tan sonraHasan Erkek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202236 okunma