keşke daha önce okusaydım dediğim muhteşem bir kitaptı.
1600lü yıllarda kolonilerinden kaçan püriten bir çiftin hikayesiyle başlıyor ormandaki maceralar. çiftin yokluğun ortasındaki kısıtlı imkanlarıyla inşa ettikleri kulübe 400 yıl boyunca farklı insanlar ve hayvanlar tarafından ziyaret ediliyor. eve eklemeler çıkarmalar yapılıyor, evin sahipleri ve arka planda ülkelerin durumları değişiyor ve kulübe de tüm bu sürece şahitlik ediyor.
beni en çok etkileyen ev sahipleri kulübeyi ilk inşa eden çift, kendini ve çocuğunu korumak durumunda kalan ve buna göre hareket eden kadın ve ikiz kız kardeşler oldu. özellikle ilk çiftin hikayesinde devamında ne olduğunu öğrensem de çok kısaydı, tadı damağımda kaldı.
kitap boyunca sanki ben de ormanda yürüdüm, fırtınaları dinledim, o eşi benzeri olmayan elmaları yedim sanki ben de kulübeye aittim. yazar farklı bir çok ev sahibinin hikayesini öyle ustalıkla yazmış ki sanki ben de yıllar boyu o evde kalan biriydim. kalemine ve anlatımına bayıldım. diğer kitaplarını aldım en kısa zamanda onları da okuyacağım.
keyifli okumalar