Hafıza kutsal bir bölgedir. Ancak aynı zamanda işgal altındadır. Burası öfkem ve suçluluğum ve yasımın aynı eskimiş kemikler etrafında çöpçülük eden aç kuşlar gibi daireler çizdiği yerdir. Burası cevaplanamaz soruya yanıt aramaya gittiğim yerdir: Neden hayatta kaldım?
Ayrıca acının hiyerarşisi olmayacağını söylemek istiyorum benim acımı sizinkinden daha kötü ya da daha iyi yapan bir şey yok ,bir acının diğerine kıyasla görece önemini görebileceğimiz bir grafik yok. İnsanlar bana " Hayatımdaki acı şeyler çok zor ama şikayet edemem. Bir Auschwitz değil," diyorlar .Bu bizi kendi acımızı küçültmeye ya da azımsamaya götürecek bir kıyastır. Kurtulan olmak, başaran olmak eskiden ve şimdi olanın bütünlüklü kabul edilmesini gerektirir .Eğer acımızı dikkate almaz ya da kendimi kayıp veya yalnız bir başkasına ne kadar küçük görünse de hayatımızdaki zorluklardan korkmuş olduğumuz için cezalandırırsak o zaman mağdur olmayı seçiyoruz demektir. Tercihlerimizi görmüyoruzdur . Kendimizi yargılıyoruzdur. Hikayemi dinleyip "benim acım daha önemsiz" demenizi istemiyorum. Hikayemi dinlemenizi ve" o yapabildiyse ben de yapabilirim" demenizi istiyorum.
Eğer bana tedavi ettiğim insanlar arasındaki en yaygın teşhisi sorsaydınız, depresyon ya da travma sonrası stres bozukluğu demezdim. Elbette bu teşhisler tanıdığım, sevdiğim, özgürlüğün yolunu gösterdiğim kişiler arasında epey yaygın koşullardır. Ama hayır,cevabım açlık olurdu. Açız . Onaylanmaya ,dikkate, ilgiye açız. Hayatı kucaklamaya ve kendimizi tanıyıp kendimiz olmaya açız.
Korkarım, kötü şeyler herkesin başına geliyor. Bunu değiştiremeyiz. Doğum sertifikanıza bakın, orada hayatın kolay olacağı mı yazıyor ?Hayır. Ancak çok fazla kişi travma ya da yasa takılı kalıyor ve hayatlarını tam anlayımla deneyimleyemiyor . Bunu değiştirebiliriz.