Çölün Ortasında Bir İsyan: Çöl Çiçeği
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatırsınız ama içinize oturan o ağırlık günlerce geçmez. Çöl Çiçeği benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Kitabı bitirip hemen ardından filmini izlediğimde göğsüme çöken o yumru, bana bu dünyanın acı bir gerçeğini tüm çıplaklığıyla gösterdi: Dünyanın her yerinde kadın olmak zor, evet; ama Afrika’nın, Orta Asya’nın o amansız coğrafyalarında doğduysanız, kadın olmak bir varoluş savaşına dönüşüyor.
Kitap boyunca zihnimi ve kalbimi en çok sarsan, beni en derinden öfkelendiren şey; gelenek, töre ya da adet adı altında kadının bir "mal" gibi satılması ve tamamen erkeğe adanmış bir nesne haline getirilmesi oldu. Erken yaşta evlilikler, eşi ölen yaşlı bir adamın sırf kendi egosu ve toplum baskısı yüzünden gencecik, bakire bir kız istemesi, kadının iradesinin hiçe sayılması içimi acıttı.
Ama hepsinin ötesinde, beni en çok dehşete düşüren ve kelimenin tam anlamıyla kanımı donduran şey "kadın sünneti" gerçeğiydi. Steril olmayan, ilkel ortamlarda, küçücük kız çocuklarının ellerinden kadınlıkları, bedenleri, sağlıkları ve en önemlisi de insanlık onurları alınıyor. Sırf zevk almasınlar, sırf bir erkeğe "sadık" kalsınlar diye yapılan bu vahşet yüzünden binlerce kız çocuğu can veriyor. Waris’in bu acıyı tüm detaylarıyla anlatması, ataerkil sistemin kadının bedeni üzerindeki o korkunç tahakkümünü yüzüme bir tokat gibi çarptı.
İşte tam bu karanlığın ortasında, Waris Dirie benim için sadece bir başarı hikayesi değil, yaşayan bir mucizeye dönüştü. O çölden kaçarken sadece kendi hayatını kurtarmadı; maruz kaldığı tüm o travmalara, bedenine yapılan o vahşi müdahaleye rağmen ayağa kalktı ve dünyadaki binlerce sessiz kadının sesi oldu. Ona duyduğum hayranlığı anlatmaya kelimeler yetmiyor. O, çölün