Birinci tekil kişinin ağzından aktarılan romanlar bana hep fazla subjektif gelmiştir. Ama novella gibi uzun öyküler ya da küçümen romanlar söz konusu olunca, olay örgüsünü, olayı yaşayan karakterin bizzat kendisinin anlatması, ne anlatmak istediği noktasında okuyucuya daha belirgin anlamlar hediye ediyor ve gereksiz cümle uzunluklarından tasarruf edilip, ikinci bir kişinin ağzından yapılan psikolojik tahlillere de maruz kalmıyorsunuz. Bittabi Genazino da, benzer bir kurguyla kuruyor romanı Elden Düşme Hayat’ı. İşte tam bu yönüyle de, okunmaya değer bir edebi ürün olması yanında, sıkılması çabuk, vasat okuyucuyu için de magnetik bir alan oluşturuyor kendisi için...
Roman, ilk ağızdan anlatılmak suretiyle on parça halinde bölümlendirilmiş ve sanki karakterin esas travmasını özenle gizleme kaygısı güderek, ( sonuçta bir psikoloji kitabı değil ) konuya iş hayatından başlayıp ( hayatın ortasından ) sıklıkla geri beslemeler ve flasbacklerle; karakterin eski eşiyle olan ilişkilerine, sevgililerine, çocukluğu ve gençliğinde yaşadığı ilişkilere, işine, iş ilişkilerine, hatta ebeveynleri hakkında içinde sürdürdüğü münakaşalara değin, hem soyut hem de duygularını nesneler üzerinden somutlaştırarak esas anlamı vermeğe çalışıyor Wilhelm. Kaldı ki modern yaşamın bu akıl almaz kesmekeşinde, bireyin duygusal olarak yek bir, ‘’ iletişimsizlik içinde bir iletişim’’ halinde olduğu, bu halin kişiyi kendisine, çevresine bir tür ait olamama hastalığına tebelleş ettiği, bittabi bu durumun kişinin kendisini nasıl bir değersizlik duygusu içinde bulduğu gerçeğini, kendi yarattığı ve ilk elden konuşturduğu karakter üzerinden anlatmaya çalışıyor Genazino.
Öte yandan kitapta, karakterin içinde bulunduğu cinsel duygudurumları aktarmak adına oldukça fazla, ağdalı bir üslup seçtiğini