Dex yayınlarının eski baskısı olmasından dolayı çok ince görünen bir kitap. Hikayeyi genel olarak sevdim ve bir sonraki kitabı bir an önce okumak istiyorum kesinlikle.
Kitap fantastik sayılabilecek bir dünyada geçiyor olmasına rağmen, yazar pek bu öğeleri kullanmadı ki bu bazı sahnelerde mantık hatasına sebep oldu bence.
Karakterlere gelirsek, Bryn’i sevdim fakat çok fazla sinir olduğum noktası vardı. Ailesiyle olan ilişkisi, çevresindekilere yaptığı atar, birçok önemli bilgiyi saklaması (ki bu kadar işine kendini adayan biri için bu tuhaf) bana kendimi 19 yaşındaki halimi hatırlattığı için daha da sinir oldum. Daha ergen olduğu anlaşılıyor. Diğer yandan, dış görünüşü haricinde özel bir yeteneği olmaması ve başarısının sebebi çok çalışmaktan geldiğini görmek bence güzel bür detay. Ridley ise benim favori karakterim kesinlikle ve onun olduğu daha çok sahne görmek isterdim. Hayata bakış açısını da çok sevdim. Konstantin Black ise pek ilgimi çekmeyen, ölse de olur diyebileceğim biri, yaptıklarının arkasındaki sebebi, verdiği ipuçlardan bir tahminim var ama asla desteklemiyorum ve gereksiz dramatik bir karakter.
Mantıksız bulduğum noktalara gelirsek, Ridley ve Bryn sürekli tesadüf eseri eşleştirilmeleri biraz fazla geldi bana. Kraliçe Linnea bulmak için hiç kimsenin şu saçtan iz bulma yeteneğinin kullanmaması gerçekten mantıksızdı. Madem fantastik bir dünya kurduk, sadece söylemekle değil de bir de kullanılsaydı bu yetenekleri keşke. Sadece Konstantin kaçtığında bu akıllarına gelmesi de saçma. Bir de madem öyle bir yetenek var, doğar doğmaz herkesten bir tutam saç saklansa keşke ki ilerde kullanılabilsin. Bir diğer mantıksız bulduğum nokta, Bryn nereye giderse Konstantin de oraya gidiyormuş ve büyük bir plot twist varmış gibi sonda denildi; fakat tam tersine diye okuduk