Starling beş saat boyunca aralıksız uyudu ve gecenin ortasında aynı kabusla uyandı. Çarşafın kenarını dişleriyle ısırarak ve elleriyle kulaklarını kapayarak gerçekten uyanıp korkunç rüyadan çıktığını anlamaya çalıştı. Sessizlik vardı. Kuzular sessizdi.
— Hala uyanıyorsunuz, değil mi? Zifiri karanlıkta uyanıyorsunuz ve kuzuların melemelerini duyuyorsunuz…
- Bazen.
— Buffalo Bill'i bizzat kendiniz yakalamayı başarırsanız, Catherine Martin'i kurtarırsanız bunun kuzuları susturacağını düşünüyor musunuz? Bunun onlara da faydası olacağını mı düşünüyorsunuz? O zaman karanlıkta uyanıp kuzuların melemelerini duymayacaksınız, değil mi? Ne diyorsunuz, Clarice?
- Belki.
— Demek sizi bir şey uyandırdı. Tam olarak ne? Rüya mı? Nasıl bir rüyaydı?
- Uyandım ve kuzuların melemesini duydum. Zifiri karanlıkta uyandım ve kuzuların melediğini duydum.
— Zamanında bir sayım memuru beni sınıflandırmaya kalkmıştı. Adamın karaciğerini biraz baklayla pişirip yedim, yanında da büyük bir kadeh amarone şarabı içtim. Akademine geri dön, memur Starling.
— Davranış konusunda size sadece iyi ve kötü öğretilmiş, memur Starling. Herkesi ahlaki saygınlık penceresinden değerlendiriyorsunuz, hiçbir şey kimsenin kabahati değildir. Bana bir bakın, memur Starling. Bana kötü demeyi sürdürebilir misiniz? Ben kötü müyüm, memur Starling?