Herakleitos'un işaret ettiği bir başka nokta, dünyanın her zaman karşıtlıklar tarafından belirlendiğiydi. Hiç hasta olmasak, sağlığın ne olduğunu da bilemeyecektik. Hiç açlık çekmesek, tokluğun keyfini çıkaramazdık. Hiç savaş olmasa, barışın değerini bilmezdik ve eğer kış hiç gelmese, baharın da geldiğini fark etmezdik.
Bütünün içinde hem iyinin hem de kötünün zorunlu bir yeri vardı Herakleitos'a göre. Karşıtlar arasındaki bu sürekli oyun olmadan dünya da var olamazdı.
İnsanların daima doğa olaylarını açıklama ihtiyacı duymuş olduğunu kavrıyordu şimdi. Belki de böyle açıklamalar olmadan yaşamaları imkânsızdı. Bu yüzden de, henüz bilimin ortada bulunmadığı çağlarda düşünüp taşınıp mitleri yaratmışlardı.
Çocuklar için dünya ve onun üzerinde olup biten her şey yenidir ve her şey onları şaşırtır. Yetişkinler içinse durum farklıdır. Birçok yetişkin dünyayı olağan bir şey sayar.
İki bin yıl önce yaşamış eski Yunan filozoflarından biri felsefenin insanların hayretiyle ortaya çıktığına inanmıştı. İnsana yaşamak öylesine tuhaf gelir ki felsefî sorular da kendiliğinden oluşur, diye düşünüyordu.