Ve dışarıda köpüren rüzgarla perdeler oynarken güneşin verdiği ılık mahremiyet içinde, böyle huzurlu ve mutlu, bu müzik sarhoşluğu içinde unutuyor; kendini, dünyayı, her şeyi unutuyordu.
Bütün bu hüzün ve sıkıntının arasında bir sevinç, durup dururken hücum eden bir neşe oluyordu ki ne olduğunu düşündükçe sebebini bulamıyordu. Merak ediyor, bu sebebi arıyordu. Hayatında yapacak, kendini mutlu edecek hiçbir şeyi yoktu.
Tekrar o yara, o küçük yara haykırdı. Ah niçin ona yetmiyordu? Niçin ona her şeyi unutturamıyordu? Erkek kalbinin kadınların kalbinden daha talepkar olması bir haksızlık değil miydi?
Bu hayat ona idam anını bekleyenlere özgü katilce bir yavaşlıkla geliyordu. Ve nasıl onların ruhu ara sıra birdenbire yerlere sürünerek ölen ümit titremeleriyle çırpınırsa, kendinde de derinden bir titreme, ruhunda birdenbire darmadağın olan bir emel, bir kadın emeli, o sesin, o bakışın kadını hakkında bir başarı arzusu titriyor, titriyor, onu güçsüz bırakıyordu.