Böylece Mutlu Prens heykelini indirdiler. "Artık güzel
olmadığına göre yararlı da değil," dedi Sanat Profesörü
üniversitede.
Sonra heykeli bir fırında erittiler ve Belediye Başkanı
elde edilen madenle ne yapılacağını kararlaştırmak üzere bir toplantı düzenledi. Toplantıda "Elbette, başka bir heykel
dikmeliyiz," dedi, "bu da benim heykelim olmalı."
"Hayır, benim heykelim, benim heykelim," dedi Şehir
Meclisi üyelerinin her biri; kavga etmeye başladılar. Son
gelen haberlere göre hâlâ kavga ediyorlarmış.
"Ne garip iş!" dedi dökümevindeki ustabaşı. "Kırık
kurşun kalp bir türlü erimiyor. Atalım gitsin." Kalbi, ölü
Kırlangıç'ın da üzerinde yattığı bir çöp yığınının üzerine
fırlatıp attılar.
"Bana şehirdeki en değerli iki şeyi getir," dedi Tanrı,
Meleklerinden birine; Melek de ona kurşun kalbi ve ölü
kuşu getirdi.
"Doğru olanı seçtin," dedi Tanrı, "çünkü Cennet bahçemde bu küçük kuş sonsuza kadar şakıyacak, altın şehrimde de Mutlu Prens beni övecek."