Anne-baba, çocuğun duygularını zayıf ve değersiz olarak nitelerlerse, çocuk kendine özgü olandan utanmayı öğrenir. Böylece anne-baba, kendileri için tehdit olarak gördükleri bir şey için çocuğun suçluluk duymasını sağlamış olurlar. Bunun sonucu ise çok derinlere kök salan bir kendilik değeri yitimidir.
Burada Marcel Proust'tan bir alıntı yapıyorum: ''Sevginin, acımızın bize acı verenler tarafından sağlatılması ihtiyacından oluşan bir yalanla kışkırtıldığı bir dünyada, yaşama cesaretini nereden buluyoruz?
Bizim kültürümüzde yetişmiş her insanın, kendine yabancılaşmayı belli bir ölçüde yaşadığı fikrinden yola çıkmalıyız. Bu nedenle hepimizin kendi içimize ihanet ettiği ya da sırt çevirdiği zamanlar olmuştur.
Bu tür insanların, kişiliklerinin ayrılmaz bir öğesi olarak ilksel bir güven geliştirmeleri mümkün değildir. Bunun yerine ''sahte bir kimlik'' üstlenirler; bu da onları, baskıcı otoriteleri idealleştirmeye ve kurtuluşu aslında kendilerine eziyet edenlerde aramaya götürür.