...bir nöbet geçirmiştir, yürüdüğü düz ve aydınlık yoldan ayrılmış, zihin çöküntüsünün vehmettirdiği keskin yarasa çığlıklarının çağrısına uyarak bu yabanıl ormanın ortasına düşmüştür.
......
Ama suçu nedir bu insanın?Kesin bir karşılığı yoktur zihninde bu sorunun.Bir şey yitirmiştir,o "şey" kendi özüyle,varlığıyla yakından ilgilidir,hani,bir emanettir, yitirmemesi, sürekli göğsünde taşıması gereken bir şeydir yitirdiği, uzaktan usul usul sezinlemektedir bunu, ama tam bir zihin açıklığıyla kavrayamamaktadır.İnsanlık için değer taşıyan o şeyin yitirilmesinin kefareti kendi hayatıdır, bunu ödemeye hazırdır.
....
Buraya nasıl geldi bu insan?Bu orman karanlığına,bu ürkütücü, yolsuz,izsiz yere?
...
Korkusuzluğun,güvencenin egemen olduğu yerden,ecinnilerin, sanrıların depreştiği bir yabancı iklime düştü.
....
Bu umutsuz karanlıktan nasıl kurtulur bu insan?
....
Bir kez kendine gelip de o bir adı yürekten andı mı, yeniden aydınlığa döndürülecektir yüzü.O zaman, yeniden, umabilme yeteneğini kazanacaktır.Umutlu oldukça da,umduğu verilecektir ona.