Bazı ilkel ve saflığı bozulmamış erdemlerin uygarlık üniforması içindeki bir kişiyi özel bir biçimde nitelediği durumlarda, eğer yakından incelenecek olursa bu erdemlerin gelenek ya da göreneklerden türememiş oldukları, daha çok bunlara ters düştükleri gözlemlenebilir. Böyle durumlarda bu erdemler, sanki Kabil'in kentinden ve kentleşmiş insanından daha önceki bir çağdan akıl almaz yollardan geçerek bize ulaşmış gibidirler. Böyle erdemler, yozlaşmamış damakta yaban yemişlerininkine benzer hilesiz bir tat bırakır. Oysa tamamiyle uygarlaşmış bir kişi, uygarlaşmanın vasat örneklerinden olsa bile, aynı damakta su katılmış şarap gibi şüpheli bir tat bırakacaktır.