Doğayı kendileri için kuşkulu görünür hale getirmek ve böylece onların kendilerini kötü hale getirmek, insanların özü itibarıyla kötü ve günahkar olmalarını isteyen dinin ve metafizikçilerin bir aldatmacasıdır.
Uzunca bir süre doğal olanın içinde yaşamakla, giderek öyle büyük bir yükü altında ezildiklerini hissederler ki, bu yükün kaldırılması için doğaüstü güçler gerekli hale gelir; Tam da bu noktada, daha önce sözü edilen ve gerçek olana değil, yalnızca hayali bir günahkarlığa tekabül eden kurtuluş ihtiyacı sahneye çıkar. Hristiyanlığın orijinal belgelerinde bulunan ahlak hakkındaki açıklamaları incelediğinizde, insanlar onları karşılayamasınlar diye, her alanda aşırı taleplerde bulunulduğunu göreceksiniz; niyet insanların daha ahlaklı hale gelebilmesi değil, tersine, kendilerini mümkün olduğu kadar günahkar hissetmeleridir.
Dilin ve tüy kalemin silah olarak kullanılması da dahil olmak üzere, herhangi bir tür silahı kullanmakta yetenekli olmayan insanlar, birer kul haline gelir.
Karakterin değiştirilemez olduğu dar anlamda doğru değildir; tersine, bu yaygın önerme ile olsa olsa, bir insanın kısa ömrü boyunca etkileyen nedenlerin, binlerce yılın damgasını taşıyan izleri yok etmek üzere yeterince derinden kazıyamayacakları kastedilmektedir.
En çok aydınlanmış kişilerin bile en ileriye gittikleri nokta, kendilerini metafizikten kurtarmaları ve geriye dönüp metafiziğe üstünlükle bakmalarıdır...