Ama belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve
yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini
böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı, tekdüzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak. Nora'nın ve abisinin anne babasını mutsuz eden şey başaramamak değil, başarılı olma beklentisiydi belki.
Kendi içimizdeki ucuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi, diye düşündü Nora.
Ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz, bir şey onu ortaya çıkardığı anda umut beliriyor ve isteseniz de, istemeseniz de, kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.
Hangi dalın gittiği yolu seçersek seçelim, yine o çürümüş ağacız.
Ben hayatta çok şey olmak istedim. İstemediğim şey yoktu. Ama
hayatınız çürümüşse, siz ne yaparsanız yapın, yine çürümüş kalacak. Rutubet her şeyi baştan sona çürütür ...
"Olmadığınız bir şeyi olmayı hedeflerseniz, başarısızlığa
mahkumsunuz. Kendiniz olmayı hedefleyin. Kendiniz gibi bakmayı, davranmayı ve düşünmeyi hedefleyin. Kendinize en sadık
versiyonunuz olmayı hedefleyin. Kendiniz olma haline kucak açın.
Kendinizi onaylayın. Sevin. Bunun için çok çalışın. İnsanlar sizi küçümsediğinde ve sizinle alay ettiğinde, onlara kulak asmayın. Dedikodu çoğu zaman üstü örtük bir kıskançlıktır. Oyalanmayın. Direnme gücünüzü koruyun."