Sonuç olarak, yabancı dadılardan ana dili gibi İngilizce öğrenerek büyüyen bir çocuk ile bırakın yabancı dadıyı, kiralayacakları evin sağlamlığından çok, iki kat arasında olması sayesinde daha az doğal gaz masrafı çıkartmasının derdinde olan ailelerde büyüyen çocuklardan kimin bu oyunu kazanacağı aslında çok netti.
Metafor olarak kullanılan poker oyununda bizler daha kuralları bile bilmiyorken, Ali Sabancı kuralların ötesinde en ince taktikleri bile çok erken yaşlarda öğrenmiş durumdaydı. Üstelik kartları dağıtan krupiyer de Ali Sabancı’ya karşı boş olmadığını belirtmemiz gerekiyor. İşin gerçeği, hayat denen bu poker masasında bizim Ali Sabancı’ya karşı kazanma şansımız hiç yoktu.
Ama kaybetsek ne olur ki? Neden kazanmaya bu kadar odaklanmış haldeyiz? Oysa kaybedeceğimiz bir oyunda da mücadele etmeyi öğrenmeliyiz. Ancak mahkûm olduğumuz bağımlılıktan delicesine korkuyor, bunun yerine abartılmış başarı hikâyelerini dinliyor ve bunlardan ders çıkarmaya çalışıyoruz.