Freud, dini düşünceleri şöyle tanımlar: "kişiye, dış (ya da iç) gerçekliğin olguları ve koşulları hakkında kendi başına keşfetmediği ve kişinin inancı üzerinde hak talep eden şeyleri anlatan öğretiler ve iddialar." Başka bir deyişle, dini düşünceler bulunmazlar, empoze edilirler.
Kabaca Freud'un dini inancın bütününü babaya duyulan özleme indirgediğini söylemek yerinde olur. "Bir çocuğun yaşamının ilk yıllarına hakim olan şey, diye yazar, babaya aşırı boyutlarda, fazlasıyla değer verilmesidir ve bu durum, bir Tanrıya aktarılır.
Abraham şöyle bir yanılsamaya kurban gider: Bu dünyanın tekdüzeliğine katlanamamaktadır. Oysa dünya artık fevkalade çeşitlilik gösteriyor, insan bunun doğruluğunu bir avuç dünyayı alıp ona yakından bakarak kanıtlayabilir. Bu nedenle dünyanın tekdüzeliğinden şikâyet etmek, aslında dünyanın zenginliğiyle yeterince derinden haşır neşir olmamaktan şikâyet etmek demektir.
Franz Kafka, Parables and Paradoxes
Öpüşmeden önce genellikle gülümser, çoğu kez gözlerimizi kapatırız. Çocuklarımızı öper, iyi geceler dileriz, oysa bunu niye yaptığımızın ilk anda akla gelen bir açıklaması yoktur; fahişelerinse geleneksel olarak müşterilerini asla ağızdan öpmemelerine tabii ki şaşmayız. Öpüşmeler (...) birer tehdit ve vaattirler, erotizmin klişeleridirler.
"Bütün kadınlar sonunda annelerine benzerler.
Onların trajedisidir bu. Hiçbir erkek sonunda annesine benzemez. Bu da erkeklerin trajedisidir."
Oscar Wilde, The Importance of Being Earnest