Freud, inanan kişinin bir bağımlıya benzediğinde ısrar eder; “dini avuntuların yarattığı etki, bir uyuşturucunun etkisine,” yani bir “uyku hapına benzetilebilir.
Aslında, Freud açısından, yaptığımız şey, inanmak değil istemektir; ve her şeyden çok da inanmayı isteriz. Gelişimimizi belirleyen çaresizlik nedeniyle, her inancın, bizi bir şeyden koruduğunu düşünürüz. Bu anlamda inanç, Freud için, semptom gibidir; inancımızdan vazgeçersek bir felaketin gerçekleşeceğini hayal ederiz. Freud, dini inancın yine, tıpkı bir semptom gibi, evi terk etmemenin bir yolu olduğunu söyler. Freud’un “Dini yanılsama” dediği şeyden vazgeçebilmiş herhangi bir insan, “anne babanın sıcak, rahat yuvasını terk etmiş bir çocukla aynı konumda olacaktır… İnsan sonsuza dek çocuk kalamaz; bu aşamada husumet dolu yaşama atılmak zorundadır. Buna ‘gerçeklik eğitimi’ diyebiliriz.”