Çocuklarla ilişkimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. Çünkü nasıl ki kendimizi tanımıyorsak, haddimizi bilmiyorsak, bilincimizin çarkları oksitlenmişse; dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa... çocuklarımızı da sevmekten aciziz. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Dolayısıyla her çocuk, bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor.
Bizim kuşağın ebeveynleri, çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. Öte yandan, onların üzerine titriyoruz. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. Prizlere otomatik kaрак, dolaplara, otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk, sahiden güçlü olabilir mi?