Kitap bize aslında günlük hayatta yüzeysel olarak yaklaştığımız ve ideolojik olarak savunduğumuz siyasi görüşlerin illaki bir veya birkaç insanın/topluluğun hayatında derin yaralar oluşturduğunu, her insanın ailesinde geçmişiyle bağlantılı bir acısı olduğunu ama çoğunlukla bunların diğer insanlar tarafından umursanmadığını hatta kendimizin bile bunlardan bi haber yaşadığımızı anlatıyor. Bir insanı kırmak veya yok etmenin aslında bir aileyi, bir sevgiliyi, bir dostuda hayattan kopartıp onları da kedere mahkum etmek olduğunu öğreniyoruz. Kitap umut ve hüznün bekçisi gibi her zaman umutlanacak bir yol bulsakta sonunda hüzün yakamızı bırakmayacak belliki. Yaşamanın en temel iki malzemesi de buydu belki de. Aslında yazar ana karakterinde içinde merhamet olmayan ne kadar ideoloji varsa hepsinin en az diğeri kadar suçlu olduğunu insanların acı ve ızdırap çektiği hiçbir düşüncenin haklı olamayacağını bize iliklerimize kadar hissettiriyor. Biz dünya insanlarına(!) her şey olduk ama insan olamadık dedirten hem öz eleştiri hem de empati duygusunu geliştiren çok önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum.