kitap alışverişi yaparken ayfer tuncun zaten listemde olan bu kitabını görmüştüm geçenlerde. “tüm liste içinden neden seni alayım ki?” dedim ilkin. tâ ki beni sarp uçurumlara sürükleyen o kısmı görene kadar. şöyle diyordu:
“böyle bir şehirde sır saklamanın imkânsız olduğunun farkında değil. öğrenecek elbet, bir gün şehir dediği şeyin birbirini gözleyen sayısız gözden ibaret olduğunu o da anlayacak. ama buna çoktan alışmış olacak ya da daha fenası başkalarını gözleyen sayısız gözden biri haline gelecek.”
**
bu kısmı görür görmez aldım kitabı. serde uçuşumun kenarında dolaşmak varsa demek yol diyordum, insanın içinde bitmek bilmeyen o yol.. nereye gitsen oranın gurbet olması hâli. sarsan bir aidiyetsizlik. küçüklüğümden beri evden uzak kalmış biri olarak, en iyi ben bilirim bunu. yaş kemale erince ait olduğunu düşündüğün yerin de sana gurbet olması. nereye gitsen sılasızlık, neresinden tutsan elinde kalması. ayfer tunç nakış nakış işliyor bu hissi. aynı yaraya tuz bastığımızı çok iyi biliyorum. tıpkı pek sevgili @gulyetistiren_ ’le bastığımız gibi. ne zaman yüzümüz düşse ahmet murat’ın muhayyer münacâtından şunları fısıldadık: “ya ben nereye aidim, ey benlerin, ey nerelerin sahibi?”
**
okuduğumuz kitaplarda en çok kendimizi bulmak için satır aralarında dolanırız. dolanırız ki hayalimizde inşa ettiğimiz o dünyadan bize ait bir şeyler çıksın. dünya ağrısı bana ait, kaybettiğim, kazandığım, yoksaydığım, düştüğüm, kalktığım ne varsa her kelimesinde ben varım.
**
türlü alıntılar yapacağım zaman içerisinde, ama bu herkesin içsel hesaba çekilmesi için mutlaka tavsiye edeceğimdir. şöyle bitirelim:
“ey diyecek, ey siz hayat denen deveyi güdemeyen ikiniz, nereye gideceğinize karar verdiniz mi?”
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
"insan nadasa bırakılmış intikamlardan, ertelenmiş hesaplardan, dile getirilemeyecek kadar ince kırgınlıklardan örülmüştür."
**
bazı cümleler ansızın gelir, bilirsiniz. bazı kelimelerin heybemize döktüğü yağmur ansızın sele döner. emin gürdamur'un bu kitabı da öyle oldu benim için. öylesine bir bakınayım diye başladığım kitap acısını fena çıkardı anlayacağınız.
**
bir kitap bir balta olmalı demişti, okuduğunuz şeyler uykunuzu kaçırmıyorsa, sizi sarsmıyorsa gerçekten okumuyorsunuzdur. herkesten sonra gelen içimizin dehlizlerine sıkıştırdığımız ve ardından sıkıca kilitlediğimiz ne varsa gün yüzüne çıkarıyor öyküleriye, bizi kalbimizle buluşturuyor.
**
kendiyle başbaşa kalmak isteyen, tarifi zor acılarına merhem değil ama yoldaş arayan, alışmaktan, yoldan ve yolun getirdiklerinden razı olmayanlar için tavsiye olarak bırakıyorum buraya.
"yalnızlık... onların inandığı gibi inanmıyorum, onların yaşadığı gibi yaşamıyorum, onların sevdiği gibi sevmiyorum... onların öldüğü gibi öleceğim." diyordu marguerite yourcenar ateşler'inde.
tezer özlü'nün çocukluğun soğuk gecelerinin ardından bu kitabı da bitirmek için elimde sürükledim ama üzerine bir şeyler yazmak için uygun zaman bulamamıştım.
yaşama ve onun getirdiklerine en az yourcenar kadar anlam verme ayaşında olan yazarın satırları simav'dan zürih'e kadar uzanabildi. bu kaotik hayatı boyunca "hiçbir şeye ait olmama hissi" ona yaşamı bir tür "gitmek" olarak görmesini sağladı ve avrupa'yı otostopla gezerek tavaf etmesiyle karşılık buldu... kitap tahlillerinde genellikle yazarlar ve karakterlerle ortak bir bağ kurduğumuza; kader, his, endişe, heyecan ve meraklarımızın bir paydada buluştuğunu düşündüğümüz yazarları kendimizden sayarak okuduğumuza değinmiştim. tezer özlü'de kendimi bulduğum yer bu aidiyetsizlik hissiydi.
okudukça yourcenar' ın hiç hatrımdan çıkmayan cümlesiyle dolaştım satır aralarında. bir benzerlik, aynı yokluk hissinin kağıda farklı bir şekilde yansıması olarak gördüm. özlü şöyle diyordu:
"sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum. hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi ver verdiğiniz için. aranızda dolaşmak için çalışıyorum. istediğimi çalışmama izin vermediğiniz için.
daha bir çok alıntı eklenebilir, üzerine çok şey söylenebilir ama okuyup kendiniz yaşayın için burada kesiyorum. neticede: "dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz."