Hangi düzen, hangi ideoloji altında doğarsan doğ, her zaman bir başkasının halısını temizleyen bir kadın, çikolata isteğiyle yanıp tutuşan, utanan bir çocuk olacaktır.
Aşk, bir kadının çocuğunu kolları arasına aldığı zaman, onun ne denli yapayalnız, ne denli çaresiz, ne denli korunmasız olduğunu duyumsadığı zaman çocuğa karşı duyduğu şeydir. Hiç değilse çaresiz ve korunmasız kaldığı sürece seni ne aşağılayabilir ne de düş kırıklığına uğratabilir.
En azından şunu öğrenmek de bir kazançtır: Bir insanın bir başka insana, bir erkeğin bir kadına örneğin ya da bir kadının bir erkeğe karşı duyabileceği o gizemli coşku kadar kişinin özgürlüğünü tehdit eden başka şey yok yeryüzünde.
"Sana demek istediğim şu çocuk: Erkek olmak demek önde kuyruğun olması demek değil, bir insan olmak. Benim için her leyden önemlisi senin bir insan olman. İnsan, harika bir sözcük; çünkü kadın-erkek ayrımı yapmıyor, kuyruğu olanlarla olmayanlar arasına bir sınır çizmiyor."
Acıdan korkmuyorum. Hep acıyla doğarız, bizimle büyür, zamanlar alışırız; kol bacak sahibi olmak kadar olağanlaşır acı çekmek. Aslında ölmekten bile korkmuyorum; çünkü insan ölürse demek ki doğmuş, demek ki hiçyokluktan sıyrılıp çıkmış. Gerçekten korktuğum şey hiçyokluk, olmamak, yanlışlıkla bile, bir rastlantı ya da bir başkasının dikkatsizliği sonucu bile olsa, hiç var olmamış olmak.